Elbette ki çok bakanlık fazladan masraf demek. Ama az bakanlık her zaman da masraftan tassarruf demek değil. Aynı zamanda çok bakanlığın olmaması demek zaruri ya da önemi çok olan bakanlıklar olmamalı anlamına gelmemeli.
Bana göre 21. yüzyılda hala eski bakanlıklarla ya da bazı görevleri devlet bakanlarına vererek teknoloji alanında atılım yapmak mümkün değil.
Bir bilişim bakanlığının göreceği birçok işler var. Hatta göreceği görevler gün geçtikçe de artırılabilir.
Mesela devletin tüm donanım alımları bu bakanlık üzerinden yürütülebilir. Bunda maddi olarak ciddi yarar var. Her kurumun saçma sapan ihalelerle garip garip donanımları bünyesine doldurması sonra tekrar tekrar ihalelerle bu sisteme devam etmesi tam bir ciddi maaliyete neden oluyor. Hem gereğinden fazla donanım alınıyor, hem gereksiz donanım alınıyor, hem de oldukça pahalıya alınıyor. Böyle bir bakanlık elindeki güçle çok daha büyük uluslarası ihaleler yapabilir, çok da sistemli çalışabilir, iyi bir yönetimle oldukça az memurla tüm devlet dairelerinin donanım işlerini oldukça hızlı ve gerçek anlamda işe yarar şekilde halledebilir.
Bir diğer konu yazılım konusu. Her devlet kurumunun kendine has bilişim departmanı kurması, bu kişilerin hepsinin farklı teknolojilerle farklı farklı sistemler yapması ve en nihayetinde hiçbirinin doğru düzgün çalışmaması hem maddi hem manevi olarak her vatandaşı sarsıyordur sanırım. Ya da işin diğer bir yönünden bakalım. Devlet bu işleri -daha doğrusu büyük ihaleleri- dışarıya ya da devletle ortak firmalara teslim ettiğinde de benzer durum olmuyor mu? Yıllarca süren çalışmalar sonunda gene ele birşey geçmediği gibi projeyi daha sonra anlayacak başka bir şirket ya da ortaklık olmayacağından tekrar tekrar aynı şirkete başvurup güncelleme için daha büyük kaynak ayırmak gerekiyor. En nihayetinde iş sarpa sarırsa projeyi çöpe atıp yeni bir yerle anlaşılmıyor mu? Saçma sapan, ipe sapa gelmez her teknolojinin ve işin daha fenası her devlet kurumunun kendi içindeki daireler de bile farklı teknolojilerin kullanılmasının kime ne faydası olabilir? Üretilen yazılımların hiçbiri bibirini tutmazken tekrar tekrar binlerce satır kod yazmanın devlete yararı ne olabilir?
Oysa ki devletin yazılım ihalelerini sürekli olarak dışarıya paslamasına hiç gerek yok. Böyle bir bakanlık olabilse bakanlık çok rahat kendi bünyesinde projeler yönetebilecek birimler kurabilir, devletin gerekli yazılımları bu gruplar tarafından gerçekleştirebilir. Burada önemli husus her projenin ya da her devlet kurumunun ihtiyaçlarının aynı teknoloji ile aynı kitaplıklar ile aynı sistemle inşa edilmesi. Böylece 200 yıl geçse de sistemin başına gelen biri kısa sürede sistemin nasıl işlediğini görüp gereken her türlü yazılım ihtiyacını oldukça kolay bir şekilde karşılayabilir.
İşin daha da ilginç kısmı yazılım ile donanımı aynı kurum yönetmez ya da yönlendirmezse ciddi maddi kayıplar sürekli olarak devam edecek. Bazıları her ne kadar yazılım ile donanımı birbirinden ayırsa da bu ikilinin ayrılması mümkün değil. Bir yazılım üretiliyorsa bunun hangi donanımda çalışacağı da belirlenir. Yani kullanacağınız teknolojinin ihtiyacı olan yazılım bellidir. Ya da işe diğer yönden bakalım. Sistem kaldırmıyor diye yazılım üretilir mi? Eğer sistemleriniz neyse ona göre yazılım üretirsiniz ki gidip son donanımlara eşek yüküyle para ödemiyesiniz.
Türkiye’de bunlar var mı? Yok. Haliyle hergün bu yazılım ve donanım işleri yüzünden dünyalar kadar verginiz çarçur olup havalara uçuyor. Sonunda aldığınız hizmet de ortada. Hangi devlet dairesinin ortaya çıkardığı işten memnunsunuz ki? Siz değilmisiniz sürekli olarak memurlardan “sistem çalışmıyor” lafını duyan? Çalışmayan sistemler için milyar dolarlık donanım ve yazılım harcamasına ne gerek vardı ki o zaman?
Bir diğer boyut.
Windows kullanmak çok basit değil mi? Neneleriniz bile kullanıyor değil mi? İlginç. O zaman neden devlet dairelerinde kisme doğru düzgün bilgisayar kullanamıyor?
Demek ki Microsoft ürünlerini nenelerimiz kullanamıyor. Kullanabilse nenemiz yaşında olmayan kardeşlerimiz pek iyi şekilde kullanabilirdi. Haliyle görüyoruz ki bu slogan tümden bir yalan.
Yalan. Çünkü bugün devlet içinde Microsoft ürünlerinin kullanılmasının sebebi bu ürünlerin şahane, benzersiz, eşi benzeri bulunmayan kar tanesi olma özelliğinden kaynaklanmıyor. Bunun sebebi mevcut bir alışkanlığın devam ettirilmesinden başka birşey değil. İşte, zamanında yerleşmiş bir alışkanlık vardı. Sanki herkes windows ürünleri kompetanıymış gibi bu alışkanlık devam ettirilerek bugünlere gelindi.
Kişilerin tercihlerine saygılıyız, ister Microsoft ürünü kullanır ister ne isterse kullanır.
Ama işini bilen devletin kullanacağı işletim sistemi, destekleyeceği üzerine yatırım yapacağı, okullarındaki labaratuvarlara kuracağı, derslerini göstereceği, müfredatın içinde koca bir külliyat olarak koyacağı şey bir şirketin ürünleri olamaz. ( Merak ediyorum acaba Ülker ya da bir diğer yeşil sermaye Microsoft’a ortak olsa askeriye Microsoft’u kovar mıydı? Ya da Microsoft bir türk firması olsaydı üniversitlerde sürekli onun derslerinin işlenmesi ve her yere fütursuzca kurulmasına insanlar bu kadar razı olabilir miydi? ) Bu seçim olsa olsa elde ve hali hazırda yeterince gelişmiş özgür yazılımlar, özgür işletim sistemleri ( yani GNU/Linux ) olabilir.
Tabii ki biz aklı başında kişiler olarak “Vay efendim Microsoft yerleşmiş bir firma, teknik destek veriyorlar, özgür yazılım için böyle şeyler yok” filan gibi saçma sapan ve deli saçması şeylere kulak asmıyoruz. Sen bugün dönüşüme başlarsan adın gibi bilmelisin ki birkaç sene içinde her türlü desteği verecek milyon tane firma çıkacaktır. Kaldı ki senin görevin bir devlet olarak bir şirketin ürünlerinde uzman olan kişiler yetiştirmek değil. Senin görevin bir devlet olarak bağımsız, tekelde olmayan, açıp içinde ne olduğunu görebildiğin, fakir-fukara ülkenin her bireyinin bedava olarak edinebileceği, hatta inanır mısın bilmem senin bile bedava olarak edinebileceğin birşeyi yaymak, geliştirilmesine ön ayak olmak hatta ciddi ciddi kullanmaktır.
Bill Gates’le el sıkışmakla, onu kabul etmekle ne Bill Gates olursun ne de ülkene hayrın olur. Belki siyasilerin çocuklarına iyi iş imkanları sağlarsınız ama hepsi o.
Özetle bir bilişim bakanlığı olsaydı aklı başında her insan gibi o bakanlıkta birkaç yıl içinde -nenelerimizin bile kullandığı ama nasılsa bir türlü kullanamadığı- şeyleri çöpe atıp; sıfırdan kendi geliştirdiği sistemle işlerine devam etmek için özgür yazılım kullanacak, kullandıracak, herşeyini onun üzerinde geliştirecek ve haliyle gene milyar dolarlık kar kasa da kalacaktı. (Yani verdiğiniz vergiyle Bill Gates’i zengin edip sonra gidip onun kişisel gelişim kitabını alıp okumayacaktınız.)
Tabii işin hep maddi bölümü gözönüne alınmamalı, diğer bölümleri de var.
Mesela böyle bir bakanlık tüm eğitim politikasına etki edecek yeni bir sistem geliştirebilir. Okullardaki mühendislik-programcılık dersleri müfredatından tutunda, okullardaki lablar, kullanılacak yazılımlar, gösterilecek dersler ve içerikleri. Bunlar ciddi anlamda çok önemli. Çünkü bunlar toplumda gerçek olmayan bir inanç (yani hurafe) doğurtup bazı şeyleri nenenizin bile kullanacağına sebepsiz inanmanızı sağlarken ister istemez daha çok küçük yaşlardan itibaren bir şirketin yazılımlarına !bağımlı! olmanızı sağlıyor. Yani sistem Atatürk ve İlkelerine bağlı fertler yetiştiriyor mu tartışılır ama Microsoft’tan daha Microsoft’çu vatandaşlar yarattığıına şüphe yok. Bunu da anca eğitim sisteminizi tekrar düzenleyerek, lablara kurduğunuz şeylere dikkat ederek, verdiğiniz derslere ve içeriklerine dikkat ederek düzeltebilirsiniz. Devletler Microsoft’a gösterdikleri desteği özgür yazılıma gösterseydi emin olun o satanist kılıklı, bira içip kod yazdığı düşünülen gençler size çok daha iyi sistemler sunardı. Ortaya çıkan mamülü de her vatandaş bedava alıp kullanıp, isterse eğer-büker istediğini yapabilirdi.
Eee, devir bilmem kaç bin. Böyle bir bakanlık olursa pek tabii ki halkın teknoloji alanındaki hurafelerden kurtulması için vaazları da olacaktır. Mesela sadece kendisi online eğitim siteleri kurabilir, online dergiler çıkarabilir, herşeyi online’a döküp bedava olarak halka sunabilirdi. Böylece vatandaş pazarlamacıların sunduğu saçma sapan seminerlerden kurtulup ciddi anlamda bilgisini artırabilirdi. Tamamen bilişim üzerine olan uzman bir bakanlık toplum için yararlı (pis komunist bakanlık!) projelere destek verebilir, yarışmalar açıp bir heyecan yaratabilir; elindeki kamu gücüyle gerekli olan her türlü profesyoneli kendi bünyesinde barındırabilir; sisteminde eş-dost-tanıdık olayını lağvedip tamamen mantık ve matematik kuralları içinde bilimsel olarak her soruna çözüm üretecek etkin politika geliştirebilirdi.
Devlet için lazım olan şifreleme işlerini de görebilirdi, spesifik yazılımları geliştirebilirdi, siber güvenliği sağlayabilirdi, kurumlarla yakın olup daka etkin ve daha profesyonel teknolojik gelişmelere yol açabilirdi.
Olabilirdi diyoruz. Olurdu diyoruz. Yani kafamızda bir “Ali harikalar diyarında” tablosu çiziyoruz. Oysa ki biliyoruz ki böyle birşeyi düşünebilecek bir iktidar ne var ne de yakın vadede gelecek gibi görünüyor. Ama olsun, bir şekilde hayal kurmazsak dünyanın tadı olmuyor, makineleşiyoruz.
Ara ara hayallerimizi de yazalım, olur mu? ( Yani komunist, sosyalist, devletçi bu cahil olan ve liberal ekonomiden, microsoft valiliğinden anlamayan, ipe sapa gelmez non-global hayallerimizi bir iki daha yazabiliriz. Bu dünyanın gerçeklerine uymayan ve soyguncu olmayan “ideal” hayallerimizle verdiğimiz rahatsızlık sebebiyle şimdiden özür dileriz. Haksız rekabet yaptığımız için, yazarken Microsoft’un yanına TM filan yazmadığımız için, yazının sonunda “bu yazıda gerçen herşey lisanslıdır, tüm hakları Microsoft vs’ye aittir” yazmadığımız için ve biraz da doğru söylediğimiz için lütfen bu yazıyı okuyup okutmayınız; dava filan uğraşmayalım. Allah bilir kaç patenti ihlal ettik de haberimiz yok)
Delphi’de sql sorgularını genelde parametreler ile yaparız. Zira bir yere SQL sorgularını sürekli yazmak uzun iş hem de güncelleme yapması oldukça zor. Ornegin son çalışmalarımda n uzunlukta bir string dizi tanımlayarak tum sorguları bu diziye atıyor yeri gelince bu diziyi kullanarak parametreli sorgular yapıyorum, örneğin :

Entries (RSS)