Archive for the “ansugo.com” Category


Elbette ki çok bakanlık fazladan masraf demek. Ama az bakanlık her zaman da masraftan tassarruf demek değil. Aynı zamanda çok bakanlığın olmaması demek zaruri ya da önemi çok olan bakanlıklar olmamalı anlamına gelmemeli.

Bana göre 21. yüzyılda hala eski bakanlıklarla ya da bazı görevleri devlet bakanlarına vererek teknoloji alanında atılım yapmak mümkün değil.

Bir bilişim bakanlığının göreceği birçok işler var. Hatta göreceği görevler gün geçtikçe de artırılabilir.

Mesela devletin tüm donanım alımları bu bakanlık üzerinden yürütülebilir. Bunda maddi olarak ciddi yarar var. Her kurumun saçma sapan ihalelerle garip garip donanımları bünyesine doldurması sonra tekrar tekrar ihalelerle bu sisteme devam etmesi tam bir ciddi maaliyete neden oluyor. Hem gereğinden fazla donanım alınıyor, hem gereksiz donanım alınıyor, hem de oldukça pahalıya alınıyor. Böyle bir bakanlık elindeki güçle çok daha büyük uluslarası ihaleler yapabilir, çok da sistemli çalışabilir, iyi bir yönetimle oldukça az memurla tüm devlet dairelerinin donanım işlerini oldukça hızlı ve gerçek anlamda işe yarar şekilde halledebilir.

Bir diğer konu yazılım konusu. Her devlet kurumunun kendine has bilişim departmanı kurması, bu kişilerin hepsinin farklı teknolojilerle farklı farklı sistemler yapması ve en nihayetinde hiçbirinin doğru düzgün çalışmaması hem maddi hem manevi olarak her vatandaşı sarsıyordur sanırım. Ya da işin diğer bir yönünden bakalım. Devlet bu işleri -daha doğrusu büyük ihaleleri- dışarıya ya da devletle ortak firmalara teslim ettiğinde de benzer durum olmuyor mu? Yıllarca süren çalışmalar sonunda gene ele birşey geçmediği gibi projeyi daha sonra anlayacak başka bir şirket ya da ortaklık olmayacağından tekrar tekrar aynı şirkete başvurup güncelleme için daha büyük kaynak ayırmak gerekiyor. En nihayetinde iş sarpa sarırsa projeyi çöpe atıp yeni bir yerle anlaşılmıyor mu? Saçma sapan, ipe sapa gelmez her teknolojinin ve işin daha fenası her devlet kurumunun kendi içindeki daireler de bile farklı teknolojilerin kullanılmasının kime ne faydası olabilir? Üretilen yazılımların hiçbiri bibirini tutmazken tekrar tekrar binlerce satır kod yazmanın devlete yararı ne olabilir?

Oysa ki devletin yazılım ihalelerini sürekli olarak dışarıya paslamasına hiç gerek yok. Böyle bir bakanlık olabilse bakanlık çok rahat kendi bünyesinde projeler yönetebilecek birimler kurabilir, devletin gerekli yazılımları bu gruplar tarafından gerçekleştirebilir. Burada önemli husus her projenin ya da her devlet kurumunun ihtiyaçlarının aynı teknoloji ile aynı kitaplıklar ile aynı sistemle inşa edilmesi. Böylece 200 yıl geçse de sistemin başına gelen biri kısa sürede sistemin nasıl işlediğini görüp gereken her türlü yazılım ihtiyacını oldukça kolay bir şekilde karşılayabilir.

İşin daha da ilginç kısmı yazılım ile donanımı aynı kurum yönetmez ya da yönlendirmezse ciddi maddi kayıplar sürekli olarak devam edecek. Bazıları her ne kadar yazılım ile donanımı birbirinden ayırsa da bu ikilinin ayrılması mümkün değil. Bir yazılım üretiliyorsa bunun hangi donanımda çalışacağı da belirlenir. Yani kullanacağınız teknolojinin ihtiyacı olan yazılım bellidir. Ya da işe diğer yönden bakalım. Sistem kaldırmıyor diye yazılım üretilir mi? Eğer sistemleriniz neyse ona göre yazılım üretirsiniz ki gidip son donanımlara eşek yüküyle para ödemiyesiniz.

Türkiye’de bunlar var mı? Yok. Haliyle hergün bu yazılım ve donanım işleri yüzünden dünyalar kadar verginiz çarçur olup havalara uçuyor. Sonunda aldığınız hizmet de ortada. Hangi devlet dairesinin ortaya çıkardığı işten memnunsunuz ki? Siz değilmisiniz sürekli olarak memurlardan “sistem çalışmıyor” lafını duyan? Çalışmayan sistemler için milyar dolarlık donanım ve yazılım harcamasına ne gerek vardı ki o zaman?

Bir diğer boyut.

Windows kullanmak çok basit değil mi? Neneleriniz bile kullanıyor değil mi? İlginç. O zaman neden devlet dairelerinde kisme doğru düzgün bilgisayar kullanamıyor?

Demek ki Microsoft ürünlerini nenelerimiz kullanamıyor. Kullanabilse nenemiz yaşında olmayan kardeşlerimiz pek iyi şekilde kullanabilirdi. Haliyle görüyoruz ki bu slogan tümden bir yalan.

Yalan. Çünkü bugün devlet içinde Microsoft ürünlerinin kullanılmasının sebebi bu ürünlerin şahane, benzersiz, eşi benzeri bulunmayan kar tanesi olma özelliğinden kaynaklanmıyor. Bunun sebebi mevcut bir alışkanlığın devam ettirilmesinden başka birşey değil. İşte, zamanında yerleşmiş bir alışkanlık vardı. Sanki herkes windows ürünleri kompetanıymış gibi bu alışkanlık devam ettirilerek bugünlere gelindi.

Kişilerin tercihlerine saygılıyız, ister Microsoft ürünü kullanır ister ne isterse kullanır.

Ama işini bilen devletin kullanacağı işletim sistemi, destekleyeceği üzerine yatırım yapacağı, okullarındaki labaratuvarlara kuracağı, derslerini göstereceği, müfredatın içinde koca bir külliyat olarak koyacağı şey bir şirketin ürünleri olamaz. ( Merak ediyorum acaba Ülker ya da bir diğer yeşil sermaye Microsoft’a ortak olsa askeriye Microsoft’u kovar mıydı? Ya da Microsoft bir türk firması olsaydı üniversitlerde sürekli onun derslerinin işlenmesi ve her yere fütursuzca kurulmasına insanlar bu kadar razı olabilir miydi? ) Bu seçim olsa olsa elde ve hali hazırda yeterince gelişmiş özgür yazılımlar, özgür işletim sistemleri ( yani GNU/Linux ) olabilir.

Tabii ki biz aklı başında kişiler olarak “Vay efendim Microsoft yerleşmiş bir firma, teknik destek veriyorlar, özgür yazılım için böyle şeyler yok” filan gibi saçma sapan ve deli saçması şeylere kulak asmıyoruz. Sen bugün dönüşüme başlarsan adın gibi bilmelisin ki birkaç sene içinde her türlü desteği verecek milyon tane firma çıkacaktır. Kaldı ki senin görevin bir devlet olarak bir şirketin ürünlerinde uzman olan kişiler yetiştirmek değil. Senin görevin bir devlet olarak bağımsız, tekelde olmayan, açıp içinde ne olduğunu görebildiğin, fakir-fukara ülkenin her bireyinin bedava olarak edinebileceği, hatta inanır mısın bilmem senin bile bedava olarak edinebileceğin birşeyi yaymak, geliştirilmesine ön ayak olmak hatta ciddi ciddi kullanmaktır.

Bill Gates’le el sıkışmakla, onu kabul etmekle ne Bill Gates olursun ne de ülkene hayrın olur. Belki siyasilerin çocuklarına iyi iş imkanları sağlarsınız ama hepsi o.

Özetle bir bilişim bakanlığı olsaydı aklı başında her insan gibi o bakanlıkta birkaç yıl içinde -nenelerimizin bile kullandığı ama nasılsa bir türlü kullanamadığı- şeyleri çöpe atıp; sıfırdan kendi geliştirdiği sistemle işlerine devam etmek için özgür yazılım kullanacak, kullandıracak, herşeyini onun üzerinde geliştirecek ve haliyle gene milyar dolarlık kar kasa da kalacaktı. (Yani verdiğiniz vergiyle Bill Gates’i zengin edip sonra gidip onun kişisel gelişim kitabını alıp okumayacaktınız.)

Tabii işin hep maddi bölümü gözönüne alınmamalı, diğer bölümleri de var.

Mesela böyle bir bakanlık tüm eğitim politikasına etki edecek yeni bir sistem geliştirebilir. Okullardaki mühendislik-programcılık dersleri müfredatından tutunda, okullardaki lablar, kullanılacak yazılımlar, gösterilecek dersler ve içerikleri. Bunlar ciddi anlamda çok önemli. Çünkü bunlar toplumda gerçek olmayan bir inanç (yani hurafe) doğurtup bazı şeyleri nenenizin bile kullanacağına sebepsiz inanmanızı sağlarken ister istemez daha çok küçük yaşlardan itibaren bir şirketin yazılımlarına !bağımlı! olmanızı sağlıyor. Yani sistem Atatürk ve İlkelerine bağlı fertler yetiştiriyor mu tartışılır ama Microsoft’tan daha Microsoft’çu vatandaşlar yarattığıına şüphe yok. Bunu da anca eğitim sisteminizi tekrar düzenleyerek, lablara kurduğunuz şeylere dikkat ederek, verdiğiniz derslere ve içeriklerine dikkat ederek düzeltebilirsiniz. Devletler Microsoft’a gösterdikleri desteği özgür yazılıma gösterseydi emin olun o satanist kılıklı, bira içip kod yazdığı düşünülen gençler size çok daha iyi sistemler sunardı. Ortaya çıkan mamülü de her vatandaş bedava alıp kullanıp, isterse eğer-büker istediğini yapabilirdi.

Eee, devir bilmem kaç bin. Böyle bir bakanlık olursa pek tabii ki halkın teknoloji alanındaki hurafelerden kurtulması için vaazları da olacaktır. Mesela sadece kendisi online eğitim siteleri kurabilir, online dergiler çıkarabilir, herşeyi online’a döküp bedava olarak halka sunabilirdi. Böylece vatandaş pazarlamacıların sunduğu saçma sapan seminerlerden kurtulup ciddi anlamda bilgisini artırabilirdi. Tamamen bilişim üzerine olan uzman bir bakanlık toplum için yararlı (pis komunist bakanlık!) projelere destek verebilir, yarışmalar açıp bir heyecan yaratabilir; elindeki kamu gücüyle gerekli olan her türlü profesyoneli kendi bünyesinde barındırabilir; sisteminde eş-dost-tanıdık olayını lağvedip tamamen mantık ve matematik kuralları içinde bilimsel olarak her soruna çözüm üretecek etkin politika geliştirebilirdi.

Devlet için lazım olan şifreleme işlerini de görebilirdi, spesifik yazılımları geliştirebilirdi, siber güvenliği sağlayabilirdi, kurumlarla yakın olup daka etkin ve daha profesyonel teknolojik gelişmelere yol açabilirdi.

Olabilirdi diyoruz. Olurdu diyoruz. Yani kafamızda bir “Ali harikalar diyarında” tablosu çiziyoruz. Oysa ki biliyoruz ki böyle birşeyi düşünebilecek bir iktidar ne var ne de yakın vadede gelecek gibi görünüyor. Ama olsun, bir şekilde hayal kurmazsak dünyanın tadı olmuyor, makineleşiyoruz.

Ara ara hayallerimizi de yazalım, olur mu? ( Yani komunist, sosyalist, devletçi bu cahil olan ve liberal ekonomiden, microsoft valiliğinden anlamayan, ipe sapa gelmez non-global hayallerimizi bir iki daha yazabiliriz. Bu dünyanın gerçeklerine uymayan ve soyguncu olmayan “ideal” hayallerimizle verdiğimiz rahatsızlık sebebiyle şimdiden özür dileriz. Haksız rekabet yaptığımız için, yazarken Microsoft’un yanına TM filan yazmadığımız için, yazının sonunda “bu yazıda gerçen herşey lisanslıdır, tüm hakları Microsoft vs’ye aittir” yazmadığımız için ve biraz da doğru söylediğimiz için lütfen bu yazıyı okuyup okutmayınız; dava filan uğraşmayalım. Allah bilir kaç patenti ihlal ettik de haberimiz yok)

Comments 1 Comment »

Bir Spielberg filmi Artificial Intelligence (Yapay Zeka) ‘da yapay zeki olarak üretilmiş olan çocuk Blue Fairy (Mavi Peri)’ye kendisini normal bir insan yapması için ulaşmaya çalışırken sular altında kalmış eski şehre gittiğinde gene kendisi gibi seri üretim olan bir başka David ile karşılaşır. Bu karşılaşmada görür ki masada oturan çocuk kendisinin aynısıdır. Şaşıran David karşılaştığı David’e kim olduğunu sorar ve o da ben David’im der. Bir iki cümle geçtikten sonra esas David eline aldığı nesne ile “I’m David. I’m Unique” (David benim. Ben benzersizim!) diyerek diğer David’i parçalar.

Aslında filmin en dikkat çeken noktası burasıydı. İddia ortadaydı, seri üretim bir robot benzersiz olduğu iddiasındaydı.

Peki benzersiz olmak ya da eşinin ve benzerinin bulunmaması nasıl olabilirdi?

Direkt random (rastgele) değerlerden girelim. Read the rest of this entry »

Tags: , ,

Comments No Comments »

Klasik bir geyiktir; bilirsiniz… Filmin bir yerinde zekayla ilgili bir konu geçtiğinde bir kişi çıkar ve “Hey adamım, normal insanlar beynininin ancak yüzde 8′ini kullanır, Einstein bile en fazla yüzde 12’sini kullanıyordu!” diyerek ortaya tarihin en büyük saçmalıklarından birini fırlatıverir.

Zeka nasıl ölçülür ya da IQ testinden 160 almak sizi ünlü yapar mı gibi sorulara cevap vermek sınıflandırma konusunda doktora yapmaya çalışan psikologların filan işi olsa gerek; o sebeple o kısma değinmek istemiyorum. Ancak zekayı öldüren yegane şeylerden birinin Türkiye’de fazlasıyla görünmekte olduğundan ötürü bürokrasi ve ilkellik olduğunu söyleyebilirim.

Dün gecenin bir yarısı bloguma baktığımda 12 gündür tek satır yazmadığımı farkettim. Oysaki hali hazırda 35 tane taslağımız ve konu başlıklarını not ettiğimiz 20 kadar konumuz var. Peki ne olmuştu da bu 12 gün boyunca bu fakir fikirlerini iki satır dökebilecek durumu sağlayamamıştı?

Biz bilişimci olduğumuz için çok iyi bilmekteyiz ki bilgisayar denen icat işleri kolay kılmak için vardır. Bilgisayarların eğlence aracı olarak kullanılması bizi çok ilgilendirmez genelde. Tabii ki o kısımlarından da yararlanıyoruz ama bilgisayarların ortaya çıkış sebebi ve gitgide kullanım oranı ve sıklığının artmasındaki temel neden işleri kolay kılmasından başka birşey değildir. Tabii ki Türkiye’de yaşamıyorsanız!

Read the rest of this entry »

Tags: , , ,

Comments 3 Comments »

Obsessif Kompulsif Bozukluk ya da Takıntılı kişilik. Olayın adını ne koyarsak koyalım şu an bu yazıyı okuyan programcı olan birçok kişide varolan bir bozukluk var. Bu bozukluk yolda yürürken neden kaldırımların düzgün bir sırada gitmediğine dair sinirlerini bozmakla ve sürekli söylenmekle benzer bir bozukluk. Ya da masasındaki herşeyin aynı hizada durması için büyük bir çaba sarfetmekle benzer bir bozukluk. Bunun adı takıntılı kod yazımı ya da mükemmeliyetçi kod yazım bozukluğu.

Belki çoğunuz nasıl daha iyi kod yazılacağına dair varolan çoğu notationları okumuşsunuzdur. İşte bu dik için ilk harfin büyük olması gerekir, şu dil için fonksiyon isimleri hep küçük harfle yazılmalıdır, fonksiyonlar tanımlandıktan sonra yeni satıra geçilip bir tab içerden başlanmalıdır gibi. Ancak bizim bahsettiğimiz şey bu yönergelerin bahsettiği yeni satır ve tab olayının kullanılması değil, yeni satır ve tabın takıntı haline gelmesi.

Mesela şimdi aşağıdaki koda bakalım :

Read the rest of this entry »

Tags:

Comments 6 Comments »

Internet.com’da bir amerikalı profesör ile yapılmış bir röportaj yayınlanmış. Yazının başlığı Anti-Java’ Profesörü ve İşsiz Programcılar.

Bu aslında bizimde yıllardır tartıştığımız birşey.

Bildiğiniz gibi programlama dilleri genel olarak iki gurupta incelenir. ( Aslında programlama dilleri 50 farklı kategoride de incelenebilir ama temel olarak iki guruptan söz edilir. ) Bunlardan biri low-level (düşük seviye) programlama dilleri diğeri ise high-level (yüksek seviye) programlama dilleri. Low-level ve High-Level çoğunuzun bildiği gibi dilin kötü-iyi olmasıyla değil donanıma ne kadar erişebildiğiniz gibi basit sayılabilecek bir kıstasa dayanır. Mesela assembly low-level bir dildir ama php high-level bir dildir. Dillerin seviyesi düştükçe kullanımı da zorlaşır da denebilir. Bir asembly kodu yazmak bir PHP kodu yazmaktan zordur. Bir de her ne kadar low-level olarak tanımlansa da C gibi orta seviye diller vardır. ( Ilerde teknolojinin gelisimine bagli olarak kod gormeden program yazabilecegimiz super-high level dillerin turemeyecegini de kimse soyleyemez. Sonucta bu cogumuzun hayali olsa da is boyle devam ederse cok yakin bir gelecekte sartlar bunu gerektirecek )

Read the rest of this entry »

Tags: ,

Comments 5 Comments »

Zannedersem 2000-2001′den beri bir şekilde bir log tutuyorum. Kendi yazdığım yazılımla da tuttum, başka yazılımları modifiye ederek de tuttum, bloggerda da tuttum, şimdi de wordpress ile de tutuyorum. Tutmak diyorum çünkü bu sitede ya da eski zamanlarda yaptığım işin log tutmaktan farklı olmadığını düşünüyorum. Arasıra makale olabilecek şeyler çıksa dahi o çıkan makale tadındaki şey uzun bir logdan ibaret benim için. Fikrin logu, çalışmanın logu, gezintinin logu, vs.

Ancak internet kültürüyle daha yeni yeni tanışan ve girdiği bu kültür karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını şaşıran kişiler blog konusunda da şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. ( Siteye eklenen yorumlara rağmen yayınladığım yorum sayısını görüyorsunuz. Ne cevher yorumlar var. Onlari bir 10 sene sonra yayinlamak üzere saklıyorum. )

Blog ya da log tutmak tamamen kişisel birşey, daha doğrusu kişisel bir tercih. Log tutmayadabilirim aslında. Mesela bir aylık bir çalışma ya da bir günlük bir sorunla boğuşma sonucunda çıkan bir tip’i siteye eklemeyebilirim. Çok hoşuma giden bir videoyu eklemeyebilirim. Ya da okuduğum bir konu hakkında aklımdan geçen şeyleri bir yorum olarak yazmayabilirim.

Read the rest of this entry »

Comments 1 Comment »

Bundan 1 sene kadar önce bir anlık kriz sonucu iki senedir kullandığım Datron’uma veda etmek zorunda kalmıştım. Bunun üzerine piyasadaki ürünlere şöyle bir bakıp fazla da araştırmadan bir Lenovo 3000 N 100 aldım.

Bu model hala üretiliyor mu bilmiyorum. Ancak cihazla ilgili birkaç sorunumu belirtmek istiyorum. Belki düşünenlere faydası olabilir.

Read the rest of this entry »

Comments 6 Comments »

Oyunda her sınıfın ve ırkın kendine has özellikleri vardır elbette. Ancak gördüğüm kadarıyla en kolay ve hızlı bir şekilde ilerlemek ve çoğu zaman çok eğlenebileceğiniz (rogue yapıp gank yapmak daha eğlencelidir kimi zaman) sınıflar Hunter ya da Warlock (bundan sonra hunter diye bahsedeceğim, çünkü bu yazı hunterlar içindir) sınıflarıdır.

Bir Hunter’in en önemli özelliği ve çoğu işi kolay yapan özelliği bir petinin (evcil hayvan) olmasıdır. Petler sayesindedir ki Hunter kolay bir şekilde level atlar. Şimdi bir petinizin olmasının başlıca avantajlarına bir bakalım :

Read the rest of this entry »

Comments No Comments »

Aslında wireless olayını başından beri sevmem. Bir modemin yanı başımda ya da beş metre ötemde yoğun bir şekilde dalgalar yayması hoşuma gitmiyor. Ancak her yeri dalga olan bir çevrede artık buna alışmak gerekiyor.

Iki adet wireless modemim var. Biri D-Link biri de TTnet’in verdigi Airties modem.

Read the rest of this entry »

Comments No Comments »

  1. Cuma günü yaklaşık 6 saatimiz, cumartesi gününü pazarla birleştiren gece yaklaşık olarak akşam 9:30′dan sabah 6:30 kadar geçen süre WoW oynamakla geçti. Bu igrenç pazar gününde de 12:00 dan 15:00′a kadar oyu sürecimiz devam etti. Uzun süredir (:=iki ay) oynamamdan sebep iki katı experience aldığım için 2,5 level atlayabildim bu kadar kısa sayılabilecek bir sürede. Tabii uzak durumum bittiği an oyundan çıktım. Zira yapılacak çok iş var. İki ay sonra iki buçuk level daha atlarsam iyidir diyelim.
  2. Bildiğiniz gibi Delphi ile derlenmiş program dosyalarının boyutu biraz büyükçe olur. Ek olarak koddaki çoğu kısım okunabilir durumdadır. Örneğin kimsenin görmesini istemediğiniz veritabanı parolaları çok rahat görünebilir bir editörle açılırsa. Bunun için bir arayış içindeydim. Sadettin UPX‘i kullandığını ve memnun olduğunu söylese de kullanım amacı daha ziyade dosyaları sıkıştırmak olduğu için başka birşeyler arıyordum. Biraz motorlarda gezindikten sonra aradığımın target="_blank">PeLock olduğunun farkında vardım. Her ne kadar program içinde demo kontrol filan varsa da bu özellikler benim için gerekli değil. Bana lazım olan programı sıkıştırması ve kodu şifrelemesiydi. Demosunu denedikten sonra bunları yaptığını gördüm. Birkaç gün içinde almayı düşünüyorum.
  3. Bu arada herkesin muhakkak bir sefer girdiği protools.cjb.net kendine bir domain almış : programmertools.org Uzun zamandan beri varolan nadir sitelerdendir. Ziyaret etmeyeli uzun zaman olmuştu. ( Buradaki heyecanı Commodore 64 kullanmış olmak guruluğun ilk aşamasıdır‘a benzetebilirsiniz. Protools’u çok evvelden ziyaret etmiş olmak guruluğun ilk aşamasıdır, gibi )
  4. Büyük umutlarla gittiğimiz (hatta azmederek gittiğimiz de diyebiliriz. Zira 9 civarı olan matinelerde bilet bulamadık. Derken 12 matinelerinde de her yer rezerve edilmişti. Neyseki bilet gişelerinin yanına koydukları poslardan hızlı bir şekilde bilet almak mümkün oldu. Azmettik, aldık ) 300 spartalı istediğimiz şeyi bize veremedi. Çizgi roman uyarlaması olduğundandır belki bilemiyorum. Bir de spartalılara sürekli yunanlı demeleri gıcık bir durum. Neyse, beğenmedik, ama yine de gidin görün. Son zamanlarda izlediğimiz filmlere bakarsak hiç yoktan iyidir.
  5. Learn CSS Positioning in Ten Steps
  6. I love Jack Daniel’s We love it too! Regular Expressions Cheat Sheet
  7. Read blogs from Codegear

Comments No Comments »

Gene bir pazar günü, haftalık yazımızı yazalım. Şu sıralar işler ve güçler nedeniyle, birçok sorunu çözmekle uğraşmam sebebiyle, üçden fazla projeyle aynı anda çalışmam sebebiyle yazı yazamıyorum. Aslında şu sıralar araştırmalarım sonucunda yazacak o kadar çok konu çıktı ki ortaya, hayal bile edemezsiniz. Ama işte, bunların yazacak kıvama gelmesi için biraz daha zaman geçmesi gerekiyor. Bir de artık eskisi gibi kısa öz yazı yazmayı düşünmüyorum pek. Gene tipleri, ufak çözümleri filan yazarım sanırım; ama artık sistemli makaleler yazmak istiyorum. Zira çok uzun zamandır bu tip makale yazmadım. Bunda uzun zamandır “farming” yapmamızın büyük etkisi var. Aküleri dolduruyoruz bir manada.

Makale demişken, son zamanlarda kafama takılan iki tane kitap projem var. Halen karar vermiş değilim. Çok ciddi mesai isteyecek, bu kadar işin arasında altından kalabilir miyim bilmiyorum. Yazarsam zaten kitapdan bir gelir kazanamayacağını bilen bir kişi olarak herkese açık olarak yayınlamayı düşünüyorum.

Kısa kısa notlarla devam edelim :

1. Advantage ile ilgili çalışmalarımız son hız devam ediyor. Ben daha ziyade Local Server üzerinde çalışıyorum. Bildiğiniz gibi local server advantage’in ücretsiz versiyonu. Yani yapmış olduğunuz uygulamalarda Local Server’i ücretsiz olarak dağıtabiliyorsunuz. Sağladığı avantajlara bakarsak Advantage kullanılabilecek en iyi yerel sunuculardan biri. Testlerden sonra çok hızlı olduğunu da söyleyebilirim. Bu konuda da bir makale hazırlamayı düşünüyorum, bakalım.

2. Daha önce CodeRage 2007 Sanal Konferanslar diye duyurulmuş olan CodeGear‘in yeni Delphi sürümleri ve Delphi for PHP için yapacağı sunumlar için bir seminer listesi oluşturdum. (sitede kayıt yaparak liste oluşturabiliyorsunuz.) Seminerler ve semineri veren kisiler her ne kadar iyi olsa da zaman dilimi sorunu bizim için bir handikap. Verilen seminer başlama saatleri GMT-7′ye göre biz ise GMT+2′deyiz. Haliyle 9 saatlik bir fark var. Bir hafta uykusuz olmayı göze alabilirsek oldukça yararlı olabileceğini düşünüyorum. Bakalım.

3. Indy Sockets kullanarak basitce bir download progress yapmak isterseniz Delphi Downloads With ProgressBar.

4. Portalloid için özellik listesi büyük oranda bitmiş durumda. Aslında şu an için portalloid’de kullanacağımız çoğu şey için olabilecek çoğu sorun çözülmüş durumda. Sadece uygun özellik listesine göre eldeki programın yeniden revize edilip biraz görsellik katılması gerekiyor. Şahsi kanaatim işin Eylül gibi bitebileceği yönünde. Tabii Delphi for PHP bizim PHP’den bunaldığımız şu zamanlarda heyecanımızı artırıp Delphi tarzı pratikle işlerimizi kolay kılmazsa. Umutla bekliyoruz bakalım.

Gene igrenç bir pazar günü diyerek mesajımı burada sonlandırıyorum.

Comments No Comments »

PHPDelphi’de sql sorgularını genelde parametreler ile yaparız. Zira bir yere SQL sorgularını sürekli yazmak uzun iş hem de güncelleme yapması oldukça zor. Ornegin son çalışmalarımda n uzunlukta bir string dizi tanımlayarak tum sorguları bu diziye atıyor yeri gelince bu diziyi kullanarak parametreli sorgular yapıyorum, örneğin :

SQLS[100] := 'SELECT * FROM tablo WHERE COL1 = :COL1 LIMIT 1';
.
.
Query1.SQL.Clear;
Query1.SQL.Add(SQLS[100]);
Query1.ParamByName('COL1').AsInteger := 1;
Query1.Execute;
.
.

Bugün bir delilik yaptım aynı şeyi benzer şekilde PHP’de kullanmak için bir sınıf yazdım. Şunun gibi :

$SQLS[100] = 'SELECT * FROM tablo WHERE COL1 = :COL1 LIMIT 1';
.
.
$dbh->sqlclear();
$dbh->sqladd($SQLS[100]);
$dbh->parambyname('COL1',1,'AsInteger');
$dbh->query();
.
.

gibi..

Açıkcası hoşuma gitti. PHP beni nasıl daralttı gerisini siz düşünün.

(* Sınıf henüz stabil olmadığı için buradan veremiyoruz *)

Comments 2 Comments »

Commodore 64 Zira bugün bir şekilde sanal alemde ya da gerçek alemde (farketmez her alem olabilir, sonuçta yüce tanrı alemlerin rabbidir) rastlayabileceğiniz, bilgisayar konusunda iyi ama kötü olan çoğu kişi çocukken ya da ergenken bir şekilde C64 ile tanışmış, LOAD yazmış, PRESS PLAY ON TAPE yapmış, gel zaman git zaman LOAD komutu yetmez olmuş, yanındaki kitapçıktaki BASIC kodlarını ekrana yazmış, program üretmiştir (gerçi çoğu yazdıklarının aslında oyun değil program olduğunu bir 10 yıl sonra öğrenmiştir).

Bu şirketlerin eski, köklü bir şirket olduğunu göstermek için kuruluş tarihine “şirketin ilk kurucu babalarının doğum tarihini” yazmaları gibi birşeydir. Yani baba doğmuşsa şirket kurulmuştur, varlığı yeter.

Evet C64 diye birşey vardı. Hatta o zaman bilgisayarcı diye birşey de yoktu, C64 beyaz eşyacıdan Mark’la alınıyordu. Bunlar gerçek. Çoğu kişinin C64 kullandığı da gerçek. Ama çoğu kişinin programlamaya C64 ile başladığı yalan. Çünkü o yazılanlar program değil, oyundu. Yazan da onu program olarak değil oyun olarak yazıyordu. Çoğu yazıyordu ama ne yazdığını da bilmiyordu.

- Programlamaya 10 yaşımda C64 ile başladım - Yalan olma olasılığı yüksek bir cümle (yukarıda şirket kuruluş tarihine atıf)
- Bilgisayar kullanmaya 10 yaşımda C64 ile başladım - Doğru

Aynen linux olayı gibi C64 olayı da çok büyütülüyor yurdumda. Aynen şirketlerin babalarının doğum tarihini “since 1945″ olarak yazmaları gibi.

Tabii işin bir de tersinden bakmak lazım. “Hemşehrim madem sen 10 yaşından beri kod yazıyorsun, bugün de 30 yaşına gelmişsin, 20 yıldır kod yazan bir kişi olarak engin bilgilerini bir görelim” diyebilirler. Bu oldukça sakıncalı bir cümle. Düşünsenize, programlamaya dün başlamış bir adamdna böyle birşey isteseler adam “yahu ben daha iki aylık programcıyım” filan diyebilir, ama 20 yıllık eski köpek ne diyebilir? Ben dün başladım diyemez sonuçta. Sonradan kıvırıp ben aslında son beş yıla kadar sadece oyun oynuyordum da diyemez, zira 20 yıldır kod yazıyorum demiş bir kere.

Çok sakıncalı durumlar. En iyisi siz siz olun C64 ile “programlamaya başladım” filan demeyin. Şeytanın Avukatı’nda şeytanın kendini beğenmiş oğluna dediği gibi : “Bırak herkes seni olduğundan küçük sansın”.

Buna mütevazilik de deniyor. Mütevazilik iyi birşeyse de “kendini olduğundan farklı bir kişi olarak sunmak” tamamen bir psikolojik sorun.

Saykolar beri gelsin, onlarla işimiz bitmedi daha.

Comments 7 Comments »

Google adsense’i çıkarıp karını beşe katlayadursun yeni reklam yaklaşımları da yok değil. Bunlardan birini bir süredir birçok yerde görmeye başlamıştık : IntelliTXT

Geçen gün aynı mantıkla işleyen yeni bir yer daha gördüm : Kontera

Teknik oldukça basit gibi görünüyor. Sayfanıza bir scripti ekliyorsunuz, reklamcı firma sitenize uygun olarak kelimeleri bağlantılara çeviriyor, bağlantı üzerine geldiğinizde ufak bir reklam görüyorsunuz ve tıkladığınızda reklamverenin sitesine gidiyorsunuz. Yani bir makale yazarken yazdığımız kelimelere bir çeşit reklam alıyorsunuz.

Türkiye’de her zaman ki gibi örneği yok. Bu iki firmanın da türkçe içerik desteği de yok. Yapmak isteyen varsa buyursun.

Ama ben daha çok tekniği beğendim diyebilirim. Mesela bu tekniği bir sözlük için kullanabilirsiniz. Örneğin oldukça sık bilgisayar terimi içeren sayfalara bu teknik ile wikipedia linkleri verebilirsiniz. (Ben bu yolla kullanmayı düşünüyorum)

Eloğlu düşünüyor.

Comments 1 Comment »

Optimus Keyboard Optimus Keyboard belki de bende en çok heves uyandıran donanım ürünü, yaklaşık iki buçuk üç senedir. Aklıma düştükçe gider sitelerini kontrol ederim, üretime başladılar mı diye. Hala başlamamış. Olay sadece bununla da kalmamış. Incredible Stories of Optimus Keyboards diye bir de blog açmışlar.

Blogdan anladığımıza göre sorunun esas kahramanı istedikleri boyutlarda bulunamayan ya da bulunsa da üreticinin yanaşmadığı LED’ler. Şöyle bir açıklama yapmışlar :

We have asked 20 OLED makers to give us the price for the displays of the size we need. Only five of them answered - probably because our specs require tooling and most factories are afraid of anything new. We’ve chosen one manufacturer who will start producing OLEDs in January 2007. Production cycle takes 8-10 weeks. Our specs: 32×32 pixels, 9×9 mm active area, 65K colors.

İlginç. Çıksa da kullansak diyoruz artık. ( Tabii bu gidişle fiyatı 1000$ civarında olacak )

Comments 1 Comment »