Bundan elli yıl önce Sivas’ın bir köyünde elektriği, suyu, televizyonu, interneti olmayan bir evde yaşayıp sürüleri ve tarlasıyla uğraşıp varlığının tek göstergesi bir kimlik bir belgesine sahip kişiler olsaydık elbetteki şüphelere sahip olmamız için hiçbir neden olmazdı. En basitinden köyün yolunda yürürken arkamızdan bir kişinin gelmesi durumu bile pek rastlanacak bir durum olmazdı ki oturup arkamızdan gelen kim diyelim. Kaldı ki kim olacak? Köy gibi herkesin birbirini tanıdığı yerde arkamızdan gelen kişi ne idüğünü bilmediğimiz bir kişi nasıl olabilir? ( Ya da matematiksel bir olasılık hesabı yapsak 365 günün 10 günü arkamızdan birisinin gelmesi durumunda gelen kişinin köyden olması, köyden olmaması, yabancı ama tehlikesiz olması, yabancı ama tehlikeli olması gibi bir hesap gittikce daralarak neredeyse bize 0′a yakın bir sonuç verecektir. )
Ama bugün hiç de rahat olmamalıyız. Daha doğrusu yukardaki gibi bir yaşantımız olsaydı birşeylerden şüphelenmek belki bir rahatsızlık olarak görülebilirdi ancak bugün birşeylerden şüphelenmemek rahatsızlık olarak görülebilir.
Neden ?
Read the rest of this entry »
Tags:
gizlilik,
kişisel güvenlik,
veri anlamlandırma,
veri madenciliği
2 Comments »
Mevcut sistemimiz içinde çok iyi hukukçu olup bilişimin b’sinden haberdar olmayan kişilerin ya da çok iyi bilişimci olup hukukun h’sinden haberdar olmayan kişilerin ahkam kestiğini düşünürseniz herhalde benim de yarı hukukçu yarı bilişimci olmamdan dolayı söyleyeceklerimi mazur görürsünüz.
Bir vakit hukuk konusuunda kariyer daha doğru bir ifadeyle isim yapmak niyetinde olan henüz yeni bir hukukçu dostuma bilişim hukuku konusuna eğilmesi gerektiğini telkin etmiş, hatta kitap yazma niyeti varsa ücretsiz olarak ona gereken her türlü teknik desteği/eğitimi sağlayacağımı söylemiştim. Tabii ki benim bunu söylememde bilişim kuyusunun derinliklerine düşmüş olmamın ve yarı hukukçu olarak olayları hukuki açıdan değerlendirme şansımın olmasının etkisi vardı. Ancak söylediğim şey ilgi görmedi; belki vizyon belki bakış açısı eksikliğinden dolayı başka konulara (yani hazır yerleşmiş bir kültürü olan, bol bol referans verilebilecek….) eğilindi.
Ben bilişim hukuku ile ilgili çoğu yayını okudum diyebilirim. Kitap olarak yayınlanmış olanlar dahil olmak üzere çoğu tezi de okumuş olduğumu söyleyebilirim. Ve bu yayınların neredeyse tümünün bilişim alanındaki teknik bilgi eksikliğinden dolayı hukuki olarak yanlış sonuçlara vardığını da net olarak söyleyebilirim.
Read the rest of this entry »
Tags:
bilişim hukuku,
hukuk
1 Comment »
Birkaç gün önce Opera’yı bırakma zamanıdır diye başlık attıktan hemen sonra “Bize de Firefox yolları” göründü demiştim. Dedikten sonra hergün Opera’da sessionlarındaki açık pencereler birer ikişer azalarak Firefox’a kaymaya başlamıştı. Opera’da yıllardır taşıdığım profillerime bağlı olarak yüzlerce sitedeki üyeliklerim Wand sayesinde hatırlanabildiğinden fırsat buldukça parolaları değiştirme yoluyla siteleri Firefox’a tanımaya başlamıştım. Yani yavaş yavaş taşınıyorduk Firefox’a.
Ancak ne yalan söyleyeyim şu kadar günlük kullanımım beni çok mutlu etmedi. Hatta Firefox biraz abartılmış diye düşünmeye başladım. Tabii ki bunun birkaç sebebi var.
Read the rest of this entry »
Tags:
browser,
firefox,
internet explorer,
opera
9 Comments »
Haberlere göre 1 2 3 gene ünlü bir türk dolandırıcılık ve sahtekarlıktan yakalanmış. Gene işlenenin suçların teknolojik aletlere yönelik olmasından dolayı kendisine hacker denilmiş.
Emniyetin haberi hariç olmak üzere diğer iki haberin kaynağını oldukça merak ediyorum. Özellikle dünyanın 4. büyük teknolojik suçlusu olduğu bilgisine nereden erişildiğini, FBI’nin ve Interpol’un bu kişiyi ve çetesini aradığının nerden bilindiğini; neden bu kadar ünlü bir suçlunun, hele ki dünyanın 4. büyük suçlusunun suçluları duyurmaktan büyük zevk alan FBI’nin sitesinde yayınlanmadığını oldukça merak etmekteyim. Dünyanın 4. büyük sahtecilik suçlusunun neden ajanslar tarafından geçilmediği de ayrı bir ilgi konusu.
Tabii emniyetin sitesindeki haberde duyurulan ele geçirilmiş malzemeler de oldukça enteresan. Yani bu kişilere hacker demesek ve kendilerini dünyanın 4. büyük teknolojik suçlusu ilan etmesek dahi oldukça sağlam bir sahtecilik yaptıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu cihazları sadece Türkiye’de kullanmayıp yurtdışına pazarlamaları da gene oldukça enteresan bir olay. Yani iş öyle bir boyuttaki sadece sahteciler değil aynı zamanda bu sahteciliği yapabilecek zekaya sahip olmayan ancak para karşılığı bu zeka ürünü düzenekleri alıp kullanmak isteyen kişiler dahi var. Yani işin bir de uluslararası pazarı var.
Yakalanan sahtecilerle ilgili haberler dikkatimi çekmiştir her zaman. Mesela son zamanlarda haberi çıkan Cengiz Sarı, Sadun Özkaya ve Maksym Yastremskiy olaylarında herhalde sadece Maksik tam olarak bir hacker diye ifade edilebilir.
Ek olarak konumuzla ilgili olarak şu haberler de oldukça ilginç :
Son Bilgiyi verecekken Yokoldu
En Büyük Türk vurguncu yakalandı
Enselenen Chao şemayı anlattı
Tags:
güvenlik,
hacker,
hacking,
security,
suçlular
1 Comment »
En son blogumu kapatıp bir altı aylık suskunluğa düşmeden birkaç gün önce Blog Kimin İçindir? diye bir makale yazmıştım. Pek yazı yazma uslubumla bağdaşmayarak oldukça sert bir şekilde eleştiri yapmış, popüler kültürüne sonuna kadar batmış olan kişilerden şu fakir programcıyı rahat bırakmalarını dolaylı olarak istemiştim.
Biz yazabilen programcılar olarak aslında oldukça değişik bir yapıya sahibiz.
Read the rest of this entry »
Tags:
blog,
popülarite,
programcı,
programlama
6 Comments »
Yarın büyük gün. 10 Eylül. Önemi ise Cern labaratouarlarının yıllardır kıyameti getireceği öne sürülen ve hakkında birçok komplo teorisi geliştirilmiş olan parçaçıkları çarpıştırma testini yapacak olması.
Sistemin son testleri de yapılmış ve hataları giderilmiş durumda. Yarın herkesin merakla beklediği olay gerçekleştirilecek ve parçacıklar birbiri ile çarpıştırılacak. Bakalım ortaya tüm dünyayı yutacak bir kara delik çıkacak mı?
Aslında insanlar bu kıyamet senaryolarına çok eskilerden beri bayılıyorlar. Neredeyse her nesil birşeylere bakarak kıyametin az biraz sonra kopacağını düşünmüş ancak ne talih ki binlerce yıldır nesilden nesile süren bu kıyamet beklentisi halen gerçekleşmemiş.
Tabii ki CERN’in deneyi sonucunda kıyamet kopmazsa üzülmeyin. Çünkü kıyamet senaryolarımız bu jenarasyonumuz için henüz bitmiş değil. Zecharia Sitchin‘e kulak verip 4 yıl sonra gerçekleşeceği öne sürülen yeni kıyamet senaryosunun kollarına kendinizi bırakabilirsiniz.
Tags:
cern,
large hadron collider,
parçacık testi
No Comments »
Bir önceki yazımda devletin yazılım sektörüne sonuna kadar destek vermesi gerektiğinden yazılımın Türkiye şartlarına oldukça uygun bir sektör olduğundan gerekli teşvik sağlanırsa ülkenin lokomotiflerinden biri olacağından kısaca bahsetmiştim.
KOS-GEB küçük ve orta ölçekli sanayini geliştirmek ve desteklemek için kurulmuş bir kuruluş. Yani amacı girişimcileri ya da gelişmek isteyen küçük sanayiye çeşitli teşvikler vererek ilerlemelerini sağlamak; buna bağlı olarak ise temel hedef firmaları büyüterek ekonomiye daha fazla kazanç getirmelerini sağlamak.
Buraya kadar herşey hoş görünüyor. Ama ben size başımdan geçen bir durumu anlatmak istiyorum.
Read the rest of this entry »
Tags:
başlangıç girişimleri,
start-up,
yazılım sektörü
4 Comments »
Her ne kadar hepimizin insan olduğundan yola çıkarak insanlık için değer üretmeye çalışsak da henüz dünya vatandaşlığı gibi birşey kabul edilip devletler arası sınırlar kaldırılmış değil. Yakın bir gelecekte böyle bir durumun olması da görünmemekte. Hatta devletler ellerinden geldiğince diğer ülkelerin ya da diğer ülke vatandaşlarının kendileri üzerinde hegomanya kurmasını engellemeyi tercih etmekteler. En basitindan bir ülkenin vatandaşıyken diğer bir ülke sizi vatandaşı olarak kabul etmemek için elinden geleni yapmaya çalışıyor.
Ortada bir gerçek var : Her devletin bir ulusu var ve her devlet kendi ulusunu kalkındırmak ve ona daha iyi imkanlar vermek için çalışıyor. Mevcut durum bu, daha iyisi olabilir mi? Elbette! Ama henüz değil.
Ulusların yükselişlerinde dönüm noktaları oldu. Tarım devrimi bir dönüm noktasıydı. Sanayi devrimi gene bir dönüm noktasıydı. Teknloji devrimi ise son dönüm noktası.
Read the rest of this entry »
Tags:
programlama,
türkiye,
yazılım
2 Comments »
İnsanların ırki özelliklerle sınıflandırıldığı daha doğrusu zekasının ırksal özelliklerle nitelendirildiği dönemler yani en kaba tabiriyle faşist idealler çok geride kaldı. Her ne kadar bugün hala bazı avrupalı-amerikalı (kafatasçı) araştırma kuruluşları Türklerin avrupanın en aptal topluluğu olduğunu icat etmiş (!) görünseler de aslında zeka ile ırksal özelliklerin hiçbir bağlantısı yok. Hatta çoğu bilim adamının bilimsel bir metod olarak gördüğü IQ testinin intelligence ile hiçbir bağlantısı olmadığı aşikar. Zekanın ölçülmesi konusunda hiçbir testin doğru sonuç vermeyeceğini düşünüyorum. O sebeple bana kalırsa siz hiçbir zaman biz onlardan daha aptalız diye bir psikoloji içine girip yukarıdaki soruma böyle cevap vermeye kalkmayın. En azından yazının devamını okuyup sonra cevap vermeye kalkışın.
Herkesin doğuştan gelen yetenekleri vardır. O sebeple genel olarak hiçbir insanın zekası aynı değidir, herkes benzersizdir (unique’dir). Ancak zekanın gelişmesi için bazı şeyler gereklidir.
Read the rest of this entry »
Tags:
fikir,
öneri,
programlama,
start-up
6 Comments »
Bundan birkaç ay evvel Memik Yanık‘a bir miktar itiraf içeren hatta gene rahat duramayıp bir miktar da eleştiri içeren bir e-mail yazmıştım.
E-mail ya da sohbetler kişiye özel olduğu için bunları yayınlamanın gereksiz bir iş olduğunu düşünüyorum. Yani iki kişi arasındaki bir bağ gibidir bana göre bu tür şeyler. O sebeple kendisine yazdığım e-maili burada olduğu gibi yayınlamak yerine düzgün bir şekilde notlar çıkararak özel olmayan bir hale getirip burada dile getirmek istiyorum.
Öncelikle başta sunu söylemek gerek. Zannedersem uzun yıllar kendisini en sert eleştirenlerden oldum. Hatta birçok kişinin “manualdan çeviri yapıyor” gibi düşüncelere kapılmasında da önemli etkilerim olmuştur sanıyorum. Kendisinin kitaplarının tavsiye edildiği her konuya da dahil olup alınmamasını önermişimdir.
Read the rest of this entry »
Tags:
kitap,
memik yanık,
programlama,
programlama dilleri,
programlama kitapları
2 Comments »
Asosyallik ile Sosyal Fobi her zaman için birbiriyle karıştırılır. Asosyal tavırlar sergileyen kişiler kendilerinde sosyal fobi olduğunu ya da sosyal fobiye sahip kişilerin kendinlerde asosyallik olduğunu düşünmeleri çok sık rastlanan bir durumdur.
İkisi arasında ki farkı şöyle tanımlamak mümkün olabilir.
Sosyal Fobi adından da anlaşılacağı gibi bir korkudur. Sizi sosyal bir ortamda bulunmaktan çeken ve sizde kaygılar oluşturan bir korku vardır ortada. Mesela bir kişi elinde olmadan gaz çıkarıp toplum önünde küçük düşeceğinden korkabilir. Ya da söz sırası kendisine geldiğinde konuşamayacak olmaktan korkabilir. Ya da girdiği sosyal ortamlarda herkesin kendini incelediğini düşünüp eksikliklerinin ortaya çıkmasından korkabilir. Kişide kaygıyı üreten korku ne olursa olsun sonuç olarak kişi sosyallikten kaçınır. Ancak bu kaçınma mantıki bir sebebe değil tam aksine bilinçsiz sayılabilecek bir korkuya dayanır, daha doğrusu kaygı üreten bir düşünceye dayanır.
Asosyallik ise sosyal fobiden tamamen farklıdır.
Read the rest of this entry »
Tags:
programlama
3 Comments »
Rüyasında kod yazdığını iddia eden kişilere bu camiada oldukça sık rastlanır. Böyle birşeyi duymamanız genelde mümkün olmaz. Ya internetteki sitelerde başından böyle olaylar geçtiğini söyleyenler görürsünüz, ya başından bu tarz olay geçen arkadaşlarınızdır ya da bu olaylar sık sık sizin başınızdan geçiyordur.
Kimileri sadece rüyalarında kod yazdıklarını gördüklerini söylerken kimileri gün içinde çözemediği bir programlama sorununu rüyasında çözdüğünü ve uyanınca deneyip gerçekten sorunun rüyada çözüldüğünü söylerler.
Bunlar tamamen doğru ve başımızdan geçen bir durumdur.
Read the rest of this entry »
Tags:
programlama
2 Comments »
Neden büyük düşünmek yerine geniş düşünmek diye bir terimle başlık attığımı düşünebilirsiniz ya da geniş düşünmek diye terim mi olur diye içinizden geçirmiş olabilirsiniz. Bu farklılık kavramlar arası bir kargaşaya neden olmamak için. Büyük düşünmek genelde yenilikçi, parlak bir fikir geliştirmek ya da büyük oynayarak daha çok kazanmak gibi anlamları taşır ve genelde kişisel gelişim kitaplarında verilen ilk telkinlerden biridir.
Geniş düşünmek daha ziyade planlama ile alakalı birşey. Yani büyük düşünmüş ve büyük bir balık yakalamış olabilirsiniz ama onu icraata dökerkenki yaptığınız planlama geniş düşünülmüştür? Yani geniş düşünmek büyük düşünmekten sonra gelen sürecin devamı şeklindedir.
Nasıl ki mükemmeliyetçi kod yazımları bir hastalıksa geniş düşünmekte çok sık görülen bir programlama hastalığıdır.
Read the rest of this entry »
Tags:
programlama
3 Comments »
Strateji oyunlarında her zaman için içime sinmeyen şeyler olmuştur. Çoğunun yapay zekası oldukça yapaydır mesela. Genelde hep aynı şekilde saldırı yapar, saldırır çeşitliliği yoktur. Haliyle bilindik bir teknik rakibi alt ediyorsa bunu sürekli tekrar ettiğinizde her zaman için rakibi yenmek büyük bir olasılıktır. Ya da (her ne kadar artık oyunlarda yavaş yavaş gideriliyorsa da) mantıksızlıklar vardır. Pikeman ile kule yıkmak, makineli tüfekle tank patlatmak gibi. Ya da oyunun yavaş modu acaip yavaş hızlı modu ise acaip hızlıdır.
Yapay zekanın o kadar çok dumura uğrattığı zamanlar olur ki. Mesela oyunun ilk beş dakkasında yapacağı saldırır, onuncu dakkasında yapacağı saldırı, yirmibeşinci dakkasında yapacağı saldırı genelde bellidir. Genelde oyunlarda bu saldırı zamanları ve saldırı şekilleri tespit edildikten sonra kurulacak savunmaya bağlı olarak bir zaman sonra yapılacak saldırırlardan hiç etkilenmemeye başlarsınız ki bu andan sonra çok kısa sürede bilgisayarı alt edebilirsiniz. Çünkü bilgisayar habire aynı tekniği uygulayıp oynandıkça birşeyler kazanmadığı için genelde saldırı zaman ve şekillerini tespit ettikten sonra tamamen etkisiz hale gelir. Yani belki üç sefer deneyip bilgisayarı alt edemediğiniz olur ama bu sadece bilgisayarın saldırı tekniğini tespit edene kadar. Oyunun bilgisayarla oynama zevki zaten bu aşamadan sonra kalmaz. Bu sefer oyuncu rakip bilgisayarları artırmaya başlar. Yenebileceği kadar rakibi kısa sürede yenme tekniği kapar ve sonrasında oyunu tamamen bırakabilir, çünkü gerek kalmamıştır.
Read the rest of this entry »
Tags:
oyun,
strateji oyunları,
yapay zeka
2 Comments »
Insan zekası tamamen bir mantıksal döngü. Baştan sonra mantık esasları dahilinde yaratılmış (darvinciler için : vuku bulmuş) birşey. Ve her kişinin zekası farklı mimariler ile geliştirilmiş. İnsanların çoğuna inanmak istediğinden yani mantığının aldığı birşey dışında birşeye inanmasını sağlamak neredeyse mümkün değil. Aslında mantık zekanın hem varlığını gösteriyor hem de sebebi oluyor. Yani mantık olmasaydı zeka olmaz ya da başka bir deyişle mantıksız bir zeka bir işe yaramaz.
Ancak mantık bilimsel ortamdan insan aklına geldiğinde klasik yöntemlerden farklı bir şekle bürünür. Öyleki insan zekası her zaman yanlışları ve doğruları kombine edip bir doğru ya da yanlış çıkarmak zorunda değildir. İnsan zekasındaki mantık çoğu zaman kararsız kalabilir. Yani iki koşullu bir eğer karşılaşmasında iki taraf da doğru göndermesine rağmen insan beyni eğer fonksiyonuna değer olarak void bir değer gönderebilir. Ya da eğer kontrolcüsüne vereceği cevabı bir süre erteleyip zaman içindeki diğer koşulları eğer içindeki uzun parantezlere ekleyerek cevabını uzunca bir süre sonra verebilir. Ya da size hemen verdiği bir doğru cevabını bir sene sonra yanlış olarak verebilir.
Read the rest of this entry »
Tags:
beynin ızdırabı
3 Comments »