<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Focus on Code</title>
	<atom:link href="http://turkce.focusoncode.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkce.focusoncode.com</link>
	<description>with Faruk</description>
	<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 05:14:47 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Sistem Sistem Denilen Ne Ola ki?</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/sistem-sistem-denilen-ne-ola-ki/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/sistem-sistem-denilen-ne-ola-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 19:15:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ansugo.com]]></category>

		<category><![CDATA[devlet]]></category>

		<category><![CDATA[kamu idareleri]]></category>

		<category><![CDATA[memur]]></category>

		<category><![CDATA[sistem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=711</guid>
		<description><![CDATA[Klasik bir geyiktir; bilirsiniz&#8230; Filmin bir yerinde zekayla ilgili bir konu geçtiğinde bir kişi çıkar ve  &#8220;Hey adamım, normal insanlar beynininin ancak yüzde 8&#8242;ini kullanır, Einstein bile en fazla yüzde 12&#8217;sini kullanıyordu!&#8221; diyerek ortaya tarihin en büyük saçmalıklarından birini fırlatıverir.
Zeka nasıl ölçülür ya da IQ testinden 160 almak sizi ünlü yapar mı gibi sorulara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik bir geyiktir; bilirsiniz&#8230; Filmin bir yerinde zekayla ilgili bir konu geçtiğinde bir kişi çıkar ve  <em>&#8220;Hey adamım, normal insanlar beynininin ancak yüzde 8&#8242;ini kullanır, Einstein bile en fazla yüzde 12&#8217;sini kullanıyordu!&#8221;</em> diyerek ortaya tarihin en büyük saçmalıklarından birini fırlatıverir.</p>
<p>Zeka nasıl ölçülür ya da IQ testinden 160 almak sizi ünlü yapar mı gibi sorulara cevap vermek sınıflandırma konusunda doktora yapmaya çalışan psikologların filan işi olsa gerek; o sebeple o kısma değinmek istemiyorum. Ancak zekayı öldüren yegane şeylerden birinin Türkiye&#8217;de fazlasıyla görünmekte olduğundan ötürü bürokrasi ve ilkellik olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Dün gecenin bir yarısı bloguma baktığımda 12 gündür tek satır yazmadığımı farkettim. Oysaki hali hazırda 35 tane taslağımız ve konu başlıklarını not ettiğimiz 20 kadar konumuz var. Peki ne olmuştu da bu 12 gün boyunca bu fakir fikirlerini iki satır dökebilecek durumu sağlayamamıştı?</p>
<p>Biz bilişimci olduğumuz için çok iyi bilmekteyiz ki bilgisayar denen icat işleri kolay kılmak için vardır. Bilgisayarların eğlence aracı olarak kullanılması bizi çok ilgilendirmez genelde. Tabii ki o kısımlarından da yararlanıyoruz ama bilgisayarların ortaya çıkış sebebi ve gitgide kullanım oranı ve sıklığının artmasındaki temel neden işleri kolay kılmasından başka birşey değildir. Tabii ki Türkiye&#8217;de yaşamıyorsanız!</p>
<p><span id="more-711"></span></p>
<p>Şimdi size bilgisayarın zekamızı nasıl ele geçirdiğini ve bizim beynimizin yüzde 1&#8242;ini bile kullanmamızı sağlamasına yurdumuzdan üç tane örnek vermek istiyorum.</p>
<p><strong>1. Örnek 1</strong> : Kimliğinizi mi kaybettiniz? Hiç sorun değil. Artık kayıp ilanı vermek gibi şeylerle uğraşmanıza gerek yok. Muhtarınızdan alacağınız ya da gidip nüfus idaresinde hazırlayacağınız bir başvuru belgesi ile yaklaşık 10-15 dakika içinde kimliğinizi çıkarabilirsiniz. Tabii <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong> düzgün çalışırsa!</p>
<p>Bende kimliğini kaybetmiş olan (aslında kaybetmedim, sadece nereye koyduğumu bilmiyorum) bir kişi olarak bu süreci kolayca halletmek için muhtardan aldığım belgeyle koşa koşa nufüs idaresine gittim. O an öğrendim ki Adrese Dayalı Kayıt Sistemi diye birşey çıkmış. Başvurumu alan memur beni diğer bir memura yönlendirerek adres kaydını yapmamı söylemişti. Ben de koşa koşa adres kaydı yapacak olan memura gittim. Gitmez mi olaydım?</p>
<p>Adres kaydını yaptırmak istediğimde oturduğum binanın hala inşaat olarak gözüktüğü söylendi; haliyle kapı numarası olmadığı için <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong> e işlenemiyor ve kimlik verilemiyordu! Ne yaparız dediğimde belediyenin fen işlerine gidip bunu bildirmem gerektiği söylendi. Bir koşu fen işlerine gittim.</p>
<p>Ne garip ki ülkemiz teknolojide çağ atlamıştı ki orada da <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>ler vardı. Beni bir yere yönlendirdiler ve gençten bir arkadaş bilgisayara bir şekilde binanın kaydını yapıp kapı numaralarını verdikten sonra elime bir kağıt sıkıştırıp <em>&#8220;Bugün Cuma, <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong>e işlenmesi bir gün sürer. Pazartesi gidip kimliğinizi alabilirsiniz&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Pazartesi koşa koşa nüfus idaresine gittim, ancak gene <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e işlenmemişti. Birkaç makineden <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e girdiler ama hangi makineden bakarsak bakalım <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong> görmüyordu. Ne yapacağız peki? Fen işlerine siz tekrar gidin.</p>
<p>Koşa koşa fen işlerine gittim ve durumu başka bir genç arkadaşa açıkladım. O da kayda bakıp ekranı bana çevirerek <em>&#8220;Kaydınız <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e işlenmiş, buyrun siz bakın&#8221;</em> dedi ve kaydı gösterdi. <em>&#8220;Peki dedim Nufüs idaresi bu kaydı ne zaman görecek?&#8221; &#8220;Bİlmiyorum yarın bir daha bakın&#8221;.</em></p>
<p>Ertesi gün ve ondan sonraki gün de bu böyle sürdü. Ne oluyorsa oluyor bizim iki satırlık veritabanı girdimiz bir türlü <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>ler tarafından görünmüyordu.</p>
<p>En nihayetinde her devlet dairesinde işi tam olarak bilen bir kişi buldum fen işlerinde. Durumu açıkladım, ilginç dedi. En iyisi biz bu kaydı silip tekrar yaratalım. O an sabırla beklerken aklımda SQL sorguları dönüyordu, inşallah diyordum bu sefer <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e işlenir.</p>
<p>En nihayetinde ertesi gün ya da sonrası gün nüfus idaresine gittiğimde kaydın <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e işlendiğini gördük ve nüfus cüzdanımızı alarak uzaklaştık. Bir hafta kimlik almakla uğraştık, işimizi gücümüzü yapamadık, laf anlatmakla geçirdik. Herhalde bu kadar olay sonrasında nüfus cüzdanımız çerçeveletilip duvara asılmayı haketmiştir.</p>
<p><strong>2. Örnek 2</strong> : Ülkemizde öyle ki teknoloji her yerde kullanılıyor. Mesela artık Bağ-Kur vs numaraları kalkıyor ve kişiler TC Kimlik numarası ile işlerini görüyor. Bu bilgiler <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong>e işleniyor ve işler kolayca yürüyor&#8230; mu acaba?</p>
<p>Herşey hastaneden rapor çıkarmak için işlemleri yapmak istememle başladı. <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong> benim kimlik numarama dair olarak iki kayıt çıkarıyordu. Haliyle işlem yapılamıyordu. Bunun üzerine SGK&#8217;nın yollarını arşınlamaya ve bu &#8220;sistem&#8221;deki çift kayıdın nerden geldiğini araştırmak için yola koyulduk.</p>
<p>Sorunun nedenini öğrendikten sonra, dilekçemizi yazıp bu ekstra olan kaydın silinmesi için önünde <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e erişme hakkına sahip olan bir memurumuza da derdimizi anlattık ve kendisi <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>den düzeltme yapıldığını artık sorun olmayacağını söyledi. Tabii ki bu <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong> denen şeyi halen çözemediğim için kendisine <em>&#8220;Bu ne zaman hastanelerden gözükür?&#8221;</em> diye sordum; o da <em>&#8220;<strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong>ler artık otomatik, şimdi gitsen görürler&#8221;</em> gibi kendinden oldukça emin sözler sarfetti.</p>
<p>Ben de aklımda <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong>in ne olduğuna dair teoriler geliştirrerek hastaneye gittim. Sonuç gene <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>in bizim işleri yapmadığıydı. Tekrar SGK&#8217;ya dönüp <em><strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong> işlememiş?&#8221;</em> diye sordum. Önünde bilgisayar olan bir memurumuz <strong>&#8220;sistem&#8221;</strong>e bakarak <em>&#8220;<strong>Sistem&#8217;</strong>de dün çıkarılmış kaydınız, hastanede görünmesi imkansız&#8221;</em> dedi. Tabi bunlar olurken biz günü kaçırmış ve ayaraya bayram tatilini sokmuş olduk. <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong> gene bize bir oyun oynadı. Bakalım bayramdan sonra ne olduğunu hala anlamadığım <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong> bizim kaydı silmeyi başaracak mı ve raporumu alabilecek miyim?</p>
<p><strong>3. Örnek 3</strong> : Gerçekten ülkemizde teknoloji çok yakından takip ediliyor. Bunu bu süreç zarfında gittiğim bir diğer devlet dairesinde daha net görebildim.</p>
<p>Bilgisayarların hepsi son teknoloji ürünü. Hiçbirinde harddisk yok ve tek server üzerinden çalışıyor. Diğer uzak sunucularla dial-up ile bağlantı kuruluyor. Yani muazzam bir altyapı var.</p>
<p>Ama bu muazzam altyapının neden gündüz saat 12 ile 16 arasında yüzlerce kişi sırada beklerken <em>&#8220;yedeklendiğini&#8221;</em> anlayamadım. Saat 4 olduğunda bir memurun aklına <em>&#8220;Yahu ben şu serverı bir açıp kapatayım yedek devam etmezse işlerini yapalım vatandaşın&#8221;</em> tarzı bir düşünce geldi onu hiç anlayamadım. Oysa ki 2 saat daha sigara içip laklaka devam edip otursa mesai bitmiş olacaktı, ne gereği vardı ki ?</p>
<p>Gençten bir arkadaşın <em>&#8220;Yahu bu iş için akşam-gece ya da haftasonu diye birşey yok mu?&#8221;</em> diye sorması üzerine verilen cevap gene kafamı karıştırdı. <em>&#8220;Bizim &#8220;<strong>Sistem&#8221;</strong>lerimiz böyle yedeklenmek zorunda, Bakanlığımızın emri böyle&#8221;</em> . Allah allah bu <strong>&#8220;Sistem&#8221;</strong> nedir ki her yerde karşımıza çıkıyor diye düşündüm düşündüm ama sıra bana geldiğinde hala sistemin ne olduğunu anlayamamıştım.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>
<p style="text-align: left;">İşte bu tüm bu olaylar 10 gün boyunca toplamda üç tane kayıt için Einstein kadar olmayan zekasının, Einstein kadar kullanamadığı beynini hiç kullanmayan bir Türk yerlisinin maceraları.</p>
<p style="text-align: left;">Ama bunlar önemli değil.</p>
<p style="text-align: left;">Önemli olan soru şu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bu sistem nedir ki?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Neye benziyor acaba?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Neden her işimize burnunu sokup bizi engelliyor?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Neden işleri yapmamak için emek sarfediyor?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hakikaten bu sistem neye benziyor? Kimin ajanı bu?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/sistem-sistem-denilen-ne-ola-ki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şüphelerinizi Yanınızda Gezdirin!</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/suphelerinizi-yaninizda-gezdirin/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/suphelerinizi-yaninizda-gezdirin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2008 10:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[gizlilik]]></category>

		<category><![CDATA[kişisel güvenlik]]></category>

		<category><![CDATA[veri anlamlandırma]]></category>

		<category><![CDATA[veri madenciliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=702</guid>
		<description><![CDATA[Bundan elli yıl önce Sivas&#8217;ın bir köyünde elektriği, suyu, televizyonu, interneti olmayan bir evde yaşayıp sürüleri ve tarlasıyla uğraşıp varlığının tek göstergesi bir kimlik bir belgesine sahip kişiler olsaydık elbetteki şüphelere sahip olmamız için hiçbir neden olmazdı. En basitinden köyün yolunda yürürken arkamızdan bir kişinin gelmesi durumu bile pek rastlanacak bir durum olmazdı ki oturup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan elli yıl önce Sivas&#8217;ın bir köyünde elektriği, suyu, televizyonu, interneti olmayan bir evde yaşayıp sürüleri ve tarlasıyla uğraşıp varlığının tek göstergesi bir kimlik bir belgesine sahip kişiler olsaydık elbetteki şüphelere sahip olmamız için hiçbir neden olmazdı. En basitinden köyün yolunda yürürken arkamızdan bir kişinin gelmesi durumu bile pek rastlanacak bir durum olmazdı ki oturup arkamızdan gelen kim diyelim. Kaldı ki kim olacak? Köy gibi herkesin birbirini tanıdığı yerde arkamızdan gelen kişi ne idüğünü bilmediğimiz bir kişi nasıl olabilir? <em>( Ya da matematiksel bir olasılık hesabı yapsak 365 günün 10 günü arkamızdan birisinin gelmesi durumunda gelen kişinin köyden olması, köyden olmaması, yabancı ama tehlikesiz olması, yabancı ama tehlikeli olması gibi bir hesap gittikce daralarak neredeyse bize 0&#8242;a yakın bir sonuç verecektir. )</em></p>
<p>Ama bugün hiç de rahat olmamalıyız. Daha doğrusu yukardaki gibi bir yaşantımız olsaydı birşeylerden şüphelenmek belki bir rahatsızlık olarak görülebilirdi ancak <strong>bugün birşeylerden şüphelenmemek rahatsızlık olarak görülebilir.</strong></p>
<p>Neden ?</p>
<p><span id="more-702"></span></p>
<p>1. Eskiden belki sadece sabit hatlarımız dinlenebiliyordu ancak bugün hücresel telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte neredeyse en büyük dinleme kaynağı cep telefonları oldu. Tabii ki telefonuzla konuşmadığınız zamanlarda dinlenemeyeceğiniz ya da telefonunuzu kapattığınızda dinlenemeyeceğiniz gibi inanışlar tamamen gerçek dışı. Güçten çekilmemiş her cep telefonu kapalı olsa bile bulunduğu ortamdaki tüm sesleri oldukça güzel alıp iletecek şekilde hack edilebiliyor.</p>
<p>2. Hızlı mesajlaşma araçları yani ICQ, MSN ve benzerleri direkt olarak iki kişinin bağlanmasına olanak vermek yerine mesajları kendi sunucuları üzerinden diğer tarafa aktardıklarından dolayı yazmış olduğunuz tüm mesajlar birebir kaydedilmekte. En azından gündemi biraz takip ediyorsanız mahkeme kararlarıyla Microsoft&#8217;a başvurulup kayıtlara erişilip buna göre işlem yapıldığını çok sık duymuş olmanız gerekiyor. Kaldı ki illla mahkeme kararına ihtiyacınız da yok. Çok basit bir sniffer bile size örneğin MSN Messenger&#8217;in mesajlarınızı doğrudan kendi serverlarına yolladığını net bir şekilde gösterecektir.</p>
<p>3. Sosyal paylaşım ağları tamamen yeni nesil bir insan fişleme modeli olarak görülebilir. Hangi ülkenin şirketi olursa olsun şirketlerin sözleşmesinde &#8220;<em>kişisel bilgilerinizi kimse ile paylaşmayız</em>&#8221; yazması hiçbir zaman için kimseyi durduracak güçte değildir. Örneğin Facebook bedavadan oluşturulmuş oldukça geniş bir veritabanıdır. Gizliden verilecek bir tane delik tüm kaynakları isteyen örgütün hizmetine kolayca sunar. Tabii ki bu şirketler devletle anlaşmaz filan diyen de olabilir. İlla anlaşma yapmaları gerekmiyor. Her devlet istediği şartlar sağlanmazsa zorla <em>(en basitinden içerden biriyle anlaşmak ya da içeriye birilerini sokmak gibi)</em> bu işleri kolayca yapar.</p>
<p>4. Proxy ister transparan olsun ister olmasın oldukça iyi bir kullanıcı profilleme yöntemi. Hangi gün hangi saatte hangi siteye girip ne tür yorumlar yazdığınız doğrudan isteyenin eline geçiyor. Daha güvenli gezinti yapmak için bir proxy sunucu kullanmanız o proxy sunucunun yöneticisini tanımıyorsanız kime hizmet ettiği belli olmayan bir sonuca yol açar. Kaldı ki transparan bir proxy ile gayet güzel bir şekilde kim nerede ne yapıyor ortaya konulabiliyor.</p>
<p>5. Emailler her türlü kontrol edilmekte. Yapılan email trafiğinin neredeyse büyük çoğunluğunun Gmail, Hotmail, Yahoo gibi firmaların bedava hizmetlerinden yapıldığını düşünürseniz olay daha net ortaya çıkar. Hatta Gmail&#8217;in tutup maillerinizin içeriğine göre reklam göstermeye çalışması bile aslında <em>kişisel bilgilerinizin ne kadar güzel bir pazar</em> olduğunu gözler önüne seriyor.</p>
<p>6. PGP&#8217;nin artık güvenli bir şifreleme metodu olduğuna kimse inanmıyor. Eğer PGP güvenli bir şifreleme tekniği olsaydı herhalde şifrelenmiş diskler ya da içerikler bir şekilde açılıp dava konusu olmazlardı. Yani en basitinden yıllarca kişiyi <em>bu güvenlidir, bunu gönül rahatlığıyla kullanın, bizim 1024 bit şifrelememiz kırılamaz, kırmak için 500 bin tane serverın 20 yıl çalışması gerekir, vs</em> diye insanlara lanse ederek verilen bir araç ve tekniğin bile <strong>yanlış yönlendirmeden</strong> ibaret olduğunu halen kimse ilan edemese de görmek gerçekten durumun ne kadar içler acısı olduğunu gözler önüne sermekte.</p>
<p>Tabii ki sayısız yolla kişisel gizliliğimiz yerle yeksan edilmekte. Burada en popüler olanlardan bahsettim. <strong>Ufacık bir çerezin bile</strong> bir ticari fayda görüldüğü bir zamanda tabii ki üç beş madde altında kişisel gizlilik ihlallerini saymak mümkün değil.</p>
<p>Burada bu ihlallerin nasıl kullanılacağı ya da nasıl çoğul sonuçlar çıkarılacağından da bahsetmek isterim. Sonuçta elbette telefonunuzun dinlenmesi gibi direkt sonuca giden müspet yöntemler varsa da sizi belli bir <strong>desen</strong>e oturup takibe alan başka yöntemlerde var. Yani bilgi güçtür sözündeki her bilginin nasıl güce dönüşebileceğine örnek de vermiş oluruz.</p>
<p>Bunu iki aşamada görürürüz.</p>
<p>1. <strong>Veri Toplama</strong> : Toplanacak veri de bir sınır yoktur. En anlamsız bilgiden en gerekli bilgiye kadar her bilgi belli başlıklar altında toplanır ve veritabanına kaydedilir. <strong>Burada önemli olan kayıt kapasitenizin ne kadar büyük olduğu ve ne kadar çok kanaldan bilgi edinebildiğinizdir.</strong> Yani hep kulağımıza çalınan <em>&#8220;işte telefon konuşmada terörist, el kaide, saldırı dersen ya da o örgütlerin jargonundaki temsili cümleleri kullanırsan takibe alıyorlar&#8221;</em> tarzı durumlardan daha farklı bir durumdur bu. Burada önemli olan sizin iletişiminizde kullandığınız anahtar kelimeler değil, her türlü bilgi kabul edilebilir bir bilgidir. Yukarıdaki örneğimizdeki gibi basit bir çerezle hangi siteleri gezdiğinizin bilinmesi bile <em>(ki siz günde yüzlerce site geziyor da olabilirsiniz)</em> önemsiz görünse de bir bilgidir ve veritabanına kaydedilir.</p>
<p>2. <strong>Veri Anlamlandırma</strong> : Bu yolun kilit noktası toplanmış veriyi anlamlandırmadır. Hem teorik hem pratik olarak bir kişiyi takip etmek gerçekten zor bir iştir. Örneğin hiçbir örgütle bağı olmayan ancak terorist bir eylem yapmak isteyen kişiyi bulmak ve takip etmek neredeyse mümkün değildir. Hergün gündelik işlerini yapan ve çevresinde saygı gören bir kişinin akşam yatağına yatınca sessiz sessiz neler düşündüğünü bilmek çoğu zaman mümkün olmaz. <em>( Beyin sinyallerinin dinlenebilmesi için de çalışmalar yapılmadığını kimse inkar etmemiştir. Bu konuda yazılmış birçok kitap bugün için komplo teorisi olarak görülse de böyle birşeyin olamayacağını net olarak söyleyen kişiler çıkmamıştır. )</em> İşte toplanan verinin anlamlandırılması bu noktada iş görmekte. <strong>Bir kişi hakkında toplanan maksimum bilgi daha önceden belirlenmiş ve hesaplanmış desenlerle eşleştirilmeye çalışılır. Eğer toplanan bilgi desene matematiksel olarak belli bir kabul edilebilir oranın üzerinde eşleşiyorsa o kişinin potansiyel sınıflandırılması yapılır, eğer gerekiyorsa kişi daha detaylı olarak takip edilmeye çalışılır.</strong></p>
<p>Burada ana nokta verinin anlamlandırılma aşamasının normal bir insanın yapamayacağı şekilde tamamen matematiksel bir yolla tespitidir. Konunun anlaşılmayacağı taraflarını basite indirgeyerek şöyle açıklayabilirim. Deseni bir düzenli ifade deseni olarak düşünün. Bir text içinde eşleme yaptığınızı düşünün. Ama buna veritabanı programcılığında çok kullanılan puanlama sistemini ekleyin, hani arama sonuçlarının çoğu zaman veritabanı motoru tarafından 1.8, 2.7 gibi puanlanarak gönderilmesi. İşte her bilginin bir puanı, her puanın bir çarpanı, tüm bu hesaplamalar sonucunda ortaya çıkan matris uzayının daha önceden tanımlanmış desenlerle matematiksel olarak benzerliği hesaplandığında sizin profiliniz az-çok ortaya çıkmakta.</p>
<p>Yani kuruluşlar bu yöntemle devletin istemediği tarzda bir potansiyele sahip olan kişileri tek tek takip etmek yerine çoğul olarak takip edip sürekli veri anlamlandırması yaparak <em>(kendilerine göre)</em> suçluları değil ama <strong>potansiyeli olanları</strong> teorik olarak hesaplayabilmekteler.</p>
<p>Bu çizdiğim görüntü size bir bilim kurgu filmini hatırlatmış olmalı; Minority Report. Yani ilerde bu tarz işlemlerin matematiğin dehasına kapılarak yasalaşması durumunda sırf bir desenle eşleştik diye polisin bizim ensemize binmesinin gerçekleşmeyeceğini söyleyebilir misiniz? En basitinden yalan makinesi kandırabilen kişiler olması yalan makinesinin bugün birçok devlet trafından kullanıldığı gerçeğini gözardı etmemizi sağlamıyor. Yalan makinesinin yukarıda bahsettiğimiz desen eşlemeden pek bir farkı olmadığı da ortada.</p>
<p><strong>Özetle</strong> bugün için <em>&#8220;ben gayet namuslu ve her kurala uyan bir vatandaşım, benim her yerimi dinleseler ne olur dinlemeseler ne olur&#8221;</em> demek her ne kadar makul görülse de gizliliğin gitgide yokolduğu ve yolda yürürken insanların sizi takip etmesi yerine beş tane botun peşinizden geldiği zamanlarda matematiksel işlemlerin büyüsünden etkilenip kabul edilmiş kurallarla başımıza işler açabileceğimiz zamanların da olabileceğini gözardı etmemiz gerekiyor. Her zaman namuslu ve dürüst olmak ceza almanızı engellemiyor. Bir kişinin sizin adınıza yaptığı eylemlerden de çok rahat bir şekilde ceza alabiliyorsunuz. Yani teknolojinin gelişmesiyle birlikte düzmece kanıtlar ya da yaptıklarınız farklı şekilde anlamlandırılması ile başınıza işler gelmeyeceğinden asla emin olamazsınız.</p>
<p>Bu şartlar altında gelde paranoyak olma diyor ve herkesi gizliliğinin önemini en azından kavramaya davet ediyorum. Umursamayarak her hareketinizin gizli bir şekilde kaydedildiği gerçeğinden ya da birilerinin sürekli olarak sizin yaptığınız şeylere anlam vermekle uğraştığı gerçeğinden kurtulamazsınız.</p>
<p>Birileri sizi gözetliyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/suphelerinizi-yaninizda-gezdirin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hukuk ve Bilişim; Bilişim Hukuku</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/hukuk-ve-bilisim-bilisim-hukuku/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/hukuk-ve-bilisim-bilisim-hukuku/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 16:09:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[bilişim hukuku]]></category>

		<category><![CDATA[hukuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Mevcut sistemimiz içinde çok iyi hukukçu olup bilişimin b&#8217;sinden haberdar olmayan kişilerin ya da çok iyi bilişimci olup hukukun h&#8217;sinden haberdar olmayan kişilerin ahkam kestiğini düşünürseniz herhalde benim de yarı hukukçu yarı bilişimci olmamdan dolayı söyleyeceklerimi mazur görürsünüz.
Bir vakit hukuk konusuunda kariyer daha doğru bir ifadeyle isim yapmak niyetinde olan henüz yeni bir hukukçu dostuma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mevcut sistemimiz içinde çok iyi hukukçu olup bilişimin b&#8217;sinden haberdar olmayan kişilerin ya da çok iyi bilişimci olup hukukun h&#8217;sinden haberdar olmayan kişilerin ahkam kestiğini düşünürseniz herhalde benim de yarı hukukçu yarı bilişimci olmamdan dolayı söyleyeceklerimi mazur görürsünüz.</p>
<p>Bir vakit hukuk konusuunda kariyer daha doğru bir ifadeyle isim yapmak niyetinde olan henüz yeni bir hukukçu dostuma bilişim hukuku konusuna eğilmesi gerektiğini telkin etmiş, hatta kitap yazma niyeti varsa ücretsiz olarak ona gereken her türlü teknik desteği/eğitimi sağlayacağımı söylemiştim. Tabii ki benim bunu söylememde bilişim kuyusunun derinliklerine düşmüş olmamın ve yarı hukukçu olarak olayları hukuki açıdan değerlendirme şansımın olmasının etkisi vardı. Ancak söylediğim şey ilgi görmedi; belki vizyon belki bakış açısı eksikliğinden dolayı başka konulara <em>(yani hazır yerleşmiş bir kültürü olan, bol bol referans verilebilecek&#8230;.)</em> eğilindi.</p>
<p>Ben bilişim hukuku ile ilgili çoğu yayını okudum diyebilirim. Kitap olarak yayınlanmış olanlar dahil olmak üzere çoğu tezi de okumuş olduğumu söyleyebilirim. Ve bu yayınların neredeyse tümünün <strong>bilişim alanındaki teknik bilgi eksikliğinden dolayı hukuki olarak yanlış sonuçlara</strong> vardığını da net olarak söyleyebilirim.</p>
<p><span id="more-677"></span></p>
<p>Hukuk her ne kadar ezberci bir eğitime ve ezberci bir kültüre sahip olsa da tamamen kavramlar üzerine inşa edilmiş, kavramlar üzerine dönen bir bilim dalıdır. Kavram yoksa hukuk yoktur da denilebilir. Tabii bu kavramlar meta-fizik kavramlar olarak görünmez. Daha ziyade mevcut bir durumundan yola çıkarlar.</p>
<p>Bu kavram meselesi bence üzerinde durulması gereken bir konu. Çünkü her ne kadar en basitinden bir aile hukuku üzerine çoğu kavram neredeyse hukukçuların tamamı tarafından bilinse de bilişim hukukuna dair çoğu kavram sadece birkaç hukukçu tarafından bilinebiliyor.</p>
<p>İşte kavram hakkında temel bilginiz yoksa o zaman da sorun başlıyor. Bu öyle küçük bir sorun değil. Çünkü bir kavramın nereden ve nasıl geldiğini bilmezseniz o konu hakkında uygulayacağınız hukuki kuralları da bilemezsiniz. Haliyle bu hukuk havuzu içinden rastgele bir kanun maddesi seçmek gibi bir sonuça vardırabilir.</p>
<p>Mesela TCP-IP bir hukuk kavramı değil bir teknik bilgidir. TCP-IP&#8217;nin şu an ki tüm interneti üzerinde taşıyan bir omurga olduğunu bilmeden hukuksal çıkarımlar yapamazsınız. Basit bir örnek. Bir sunucuda birçok domain yayınlanabilir. Ancak bir ip adresinde yüzlerce domain barındırılabileceğini bilmeden önünüze gelen bir IP engelleme talebinde IP&#8217;ye erişim engellesin dediğinizde o sunucudaki tüm domainlere erişimin engelleneceğini bilmemek açıkcası bir mazaret olamaz ve hiçbir yargıç çıkıp da yaptığı bu hatanın sonuçlarına katlanmadan sorumsuzum diye ortada gezinemez. Peki kitabında IP adresi ile domaini karıştırıp her IP adresi bir domaine karşılık gelir gibi bir çıkarım yapan kişinin kitabını okuyup böyle bir yanlış bilgiyle donanan kişilerden doğru bir karar almasını nasıl bekleyebiliriz?</p>
<p>Yani aslında gördüğünüz gibi yüzbinlerce teknik bilgimizden bir tanesi olan çok basit sayılan bir teknik bilgimiz bile yanlış kavranılırsa ya da yanlış anlatılırsa ne kadar vahim sonuçlar doğuracak düzeyde.</p>
<p>Burada şunu açıkcası net olarak belirtmek gerekiyor. Bilişim Hukuku tüm hukuk dalları içinde teknik bilgiye en çok gereksinim duyulan dal. Bir Bilişim hukukunu hiçbir şekilde bir Ceza hukukuyla, bir Aile hukukuyla, bir Anayasa hukukuyla kıyas bile edemezsiniz. Bir babalık testinin yapılması ve babalığın tespit edilmesi ile bir sunucuya hangi yerden sızılıp ne tür bir zarar verildiğinin tespiti konuları arasında zorluk bakımından dağlar kadar fark olduğunu net olarak söyleyebiliriz. Yani bir hakimin onbeş dakika içinde bir karar verip &#8220;<em>siteye erişim durdurulsun</em>&#8221; diye bir önkarar filan alması için, yani kimseye sormadan, danışmadan sadece talebe göre bir karar vermesi için herhalde bizim gibi yıllarca bu işlerin içinde olması gerekir. Eğer bir teknik bilgisi yoksa ve teknik bilgisi olmadan böyle bir karar alabiliyorsa o zaman demektir ki bilişim alanında adli merciler tarafından resmen bir terör havası estirilmektedir.</p>
<p>Ben özellikle bu IP engellemelerini şuna benzetiyorum. Bir gazete çıkıp birilerinin kişilik haklarına saldırıda bulunuyor. Hakimde bu durumun sona ermesi için gazete binasını herkes içerde kalcak şekilde dışardan kitliyor, telefonlarını, elektiriğini, suyunu kesiyor, gazetenin tüm nüshalarını toplatıp yaktırıyor, bununla da kalmıyor gazete binasının tüm pencere ve kapılarını dışardan kapattırıp bir de tabelasını indirtiyor. Komik geliyor ama şimdi yapılan durum da bundan çok farklı değil.</p>
<p>Özetle şu an bilişim hukuku konularındaki sorunların sebebi şu maddelerle açıklabilir;</p>
<p>1. Yasa koyucunun koyduğu yasalar eski hukuk mantığı ile eski kurallar ile tamamen yeni ve oldukça sıra dışı olan ve sonuna kadar teknik konu ağırlıklı çetrefilli sorunları çözmeye çalışmak. Tabii ki çoğu avrupa ülkesi ve ABD&#8217;de bile bu hukuk dalı oturmuş bir dal değil. Ancak hergün dünyanın en büyük hackeri yakalandı diye Türklerin yakalanıp durduğu bir ülke neden bu işin reformunu yapamıyor olsun, neden tüm ülkelerin hukuk sistemlerine yön verecek zekaya sahip olamasın? Adaleti sağlamak için illa yabancı bir kodu olduğu gibi çevirip almak için beklemek mi gerekiyor?</p>
<p>2. Yasayı uygulayanların teknik bilgisi yok. Kaldı ki bilirkişi denen kişilerin neyi ne kadar bildiği de oldukça şüpheli. Yani üst taraftaki kaos alt tarafta daha katmerli olarak devam ediyor.</p>
<p>3. Bu konuda hukuksal bilgi üretme çabasında olan kişiler konuyu bilmeden okulda öğrendikleri temel hukuk kuralları ile konuları yorumlama çabasındalar. Yani iki hata yapıyorlar. Birincisi çözüm ya da yorum getirdikleri konu hakkında bildikleri maksimum şey Rıfat Çölkesen hocanın kısa kısa not şeklinde yayınladığı Tcp-IP ve Network kitabında anlattıkları kadar. Yani TCP-IP 5 satır, DNS 4 satır. İkincisi ise mevcut malzemeyi eski yorum yollarıyla yorumlama çabası. Yeni bir yaklaşım getirmenin ayıp sayıldığı yer sadece Türkiye mi acaba? Neden yepyeni birşeyi eski bir şekilde algılamaya çalışıyor ki? Daha doğrusu birileri yayınını küçümser diye korkup yenilikçi fikirler <em>(varsa tabi)</em> neden yazılmaktan korkuluyor ki? Belki bu yeni dal yepyeni ve bambaşka yorumlara, yepyeni fikirlere ihtiyaç duyuyor? Belki böyle fikirler ve yorumlar çıkmadığı için gitgide içinden çıkılmaz bir hale geliyor?</p>
<p>Özetle bilişim alanını kendine bitirme tezi ya da sükse konusu edip çalışma yapan hukukçulara buradan seslenmek isterim : Bilişim hukuku alanında bir tezi ya da kitabı bir Anayasa hukuku çalışmasında olduğu gibi başka hocaların kitaplarına referans vererek ya da incelenmemiş yabancı kaynakları çevirerek yazmazsınız. Yazdığınız şeyler <em>(size göre; ürettiğiniz kaynaklar)</em> baştan sona yavan, bilinçsiz ve eksik oluyor, bunu apaçık ifade etmek gerekiyor. Eğer bilişim alanında bir kaynak oluşturma ya da en basitinden bir tez yazma derdindeyseniz sizin bu işleri bilen bir kişiden <strong>ciddi anlamda eğitim ve yardım görmeniz</strong> gerekiyor. Aksi halde hukukçulara yararınız dokunması şurda dursun <strong>yanlış bilgilerle tüm yargılama sistemine ciddi anlamda zarar vermektesiniz.</strong></p>
<p>Ve şunu da açıkca söylemek isterim şu ana kadar bilişim hukuku üzerine üretilmiş kaynaklarda bilişimin b&#8217;si hakkında hukukun h&#8217;si kadar yeterli bir bilgi ya da kaynak sağlanmış değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/hukuk-ve-bilisim-bilisim-hukuku/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Browser Savaşlarında Nerede Kalmıştık?</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/browser-savaslarinda-nerede-kalmistik/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/browser-savaslarinda-nerede-kalmistik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2008 16:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[browser]]></category>

		<category><![CDATA[firefox]]></category>

		<category><![CDATA[internet explorer]]></category>

		<category><![CDATA[opera]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=695</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç gün önce Opera&#8217;yı bırakma zamanıdır diye başlık attıktan hemen sonra &#8220;Bize de Firefox yolları&#8221; göründü demiştim. Dedikten sonra hergün Opera&#8217;da sessionlarındaki açık pencereler birer ikişer azalarak Firefox&#8217;a kaymaya başlamıştı. Opera&#8217;da yıllardır taşıdığım profillerime bağlı olarak yüzlerce sitedeki üyeliklerim Wand sayesinde hatırlanabildiğinden fırsat buldukça parolaları değiştirme yoluyla siteleri Firefox&#8217;a tanımaya başlamıştım. Yani yavaş yavaş taşınıyorduk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç gün önce <a href="http://turkce.focusoncode.com/operayi-birakma-zamanidir/" target="_blank">Opera&#8217;yı bırakma zamanıdır </a>diye başlık attıktan hemen sonra &#8220;Bize de Firefox yolları&#8221; göründü demiştim. Dedikten sonra hergün Opera&#8217;da sessionlarındaki açık pencereler birer ikişer azalarak Firefox&#8217;a kaymaya başlamıştı. Opera&#8217;da yıllardır taşıdığım profillerime bağlı olarak yüzlerce sitedeki üyeliklerim Wand sayesinde hatırlanabildiğinden fırsat buldukça parolaları değiştirme yoluyla siteleri Firefox&#8217;a tanımaya başlamıştım. Yani yavaş yavaş taşınıyorduk Firefox&#8217;a.</p>
<p>Ancak ne yalan söyleyeyim şu kadar günlük kullanımım beni çok mutlu etmedi. Hatta Firefox biraz abartılmış diye düşünmeye başladım. Tabii ki bunun birkaç sebebi var.</p>
<p><span id="more-695"></span></p>
<p>1. Hala yeni tabın en sonda açılmasını engelleyip aktif olan sayfanın yanına açılmasının ayarını bulamadım. Bu tamamen bir erişebilirlik hatası, ya düşünülmemiş ya gereksiz bulunmuş olabilir. Opera&#8217;da tabları isterseniz aktif sayfanın hemen yanına <em>(yanına 30 tab açıksa siz 15. tabdaysanız araya&#8230;)</em> ekleyebiliyorsunuz. Bu yüzlerce link arasında gezerken çok önemli. Böylece sürekli tabları tutup tutup aktif olan pencerenin yanına kaydırmıyorsunuz. Bu tabların yan yana olmasının faydası şu; birkaç konu üzerinde araştırma yapıyorsanız her konu yanyana duruyor. Haliyle kolayca erişiyorsunuz.</p>
<p>2. Tabların boyutlarının bir noktadan sonra küçülmemesi ve iki yanda kaydırma oklarınının çıkması bence çok hoş bir yaklaşım değil. Her ne kadar en sağda küçük bir buton vasıtasıyla açılmış pagelerin title bazında listesine erişebiliyorsanız da benim gibi yıllardır nokta kadar olmuş pagelerin bile koordinatlarını bilerek anında bulan kişilere sanki boşluktaymış hissi veriyor. Gene baya aradım ama tabları kaydırma, sağda solda ok çıkarma gibi bir ayar bulamadım.</p>
<p>3. Ciddi anlamda bir performans sorunu var. Opera&#8217;da en normal günde en az 40 tane tab açık oluyordu. Ancak buna rağmen yeni pencerelerde gezinti yaparken takılma, duraksama gibi sorunlara çok sık rastlamazdım. <em>(Hatta bir önceki yazımda bahsettiğim Opera&#8217;daki takılmalar çok sık olmuyordu. Buna rağmen bunu kötü yanı olarak yazmıştım. Firefox&#8217;un daha sık takıldığını görünce birden Opera&#8217;dakiler gözüme görünmemeye başladı.)</em> Ancak Firefox&#8217;ta henüz 20 tab&#8217;ı geçmediğim halde son tabda flash yüklü ya da aşırı javascript benzeri yüklemeler yapılmış siteleri gezerken her ne kadar program hata verip sonlanmasa da yavaşlamalar ve duraksamalar yaşanıyor. Şöyle ki 20 saniye kadar browserin duraksadığı durumlar oluyor.</p>
<p>4. Açıkcası henüz programama Opera&#8217;ya yüklendiğim gibi yüklenmeme rağmen birkaç gün önce yaşadığım durum beni biraz ürküttü. Opera&#8217;da bir alışkanlık olarak ciddi şekilde Session&#8217;ları kullanıyordum. Şimdiye kadar Opera&#8217;nın hata verip kapanması ya da elektirik kesintisi gibi durumlarda Opera&#8217;nın sadece Wand ile kaydedilen son parolaları kaydetmediğini gördüm, yani browser düzgün bir şekilde kapatılmadığı sürece Wand ile kaydedilmiş parolalar uçabiliyordu ya da son sitelerde atanmış çerezler kaybolabiliyordu. Firefox ise bir elektirik sorunu sonrasinda tüm session&#8217;i olduğu gibi kaybetmek gibi büyük bir başarı gösterdi. Yaklaşık 10 kadar tab vardı ve bir araştırma yapmış sayfaları açmıştım. Session gidince aynı şeyleri tekrar aramak zorunda kaldım. Bu beni açıkcası tedirgin etti. 50 kadar tab açıp üç beş farklı araştırma yaptığımda session giderse bu çoğu zaman üç gün geriye gitmek anlamına gelmekte.</p>
<p>Erişebilirlik gibi şeylere farazi deyip önemsememek mümkün. Ancak şu kısa süreçte denemelerim sonrasında gördüğüm performans sorunu (özellikle duraksama ve yavaşlama sorunu çok önemli. Oldukça sinir bozucu.) ve session kaybı beni tedirgin etti. Bir anlamda benim için daha yolun başında su koyvermek anlamına geliyor. Çünkü henüz Opera&#8217;ya yüklendiğim gibi yüklenmiş değilim. <em>( Opera&#8217;ya yüklenmek deyip duruyorum bunu biraz açıklayayım. Normalde bilgisayarını asla kapatmayan en fazla stand-by durumuna alan birisiyim. Bu açıdan söyleyecek olursam 6 ay boyunca Opera&#8217;nın bir kere kapanmadığı oluyor. Normal kullanımımda Opera&#8217;da 60-70 arası tab açık olur, 1 sene boyunca kapatmadığım tablar vardır. Kimi zaman iki-üç pencere 30&#8242;ar tab olduğu da olur. A&#8217;dan Z&#8217;ye her türlü yoğun-zayıf sayfa da açıktır. Yüklenme dediğim tam olarak budur. Yani maksimum 150 tab, 3 pencereye dayanabilmek. )</em></p>
<p>Tabii ki karar vermek için çok erken. Gerçi fazla bir seçim şansımız da yok. Internet Explorer kullanmayacağımıza göre alternatifler belli. Umarım bir daha session kaybetmem ve tam manasıyla yüklendiğimde su koyvermez Firefox.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/browser-savaslarinda-nerede-kalmistik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Polisi Gene Ünlü Bir Suçluyu Yakalamış</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/turk-polisi-gene-unlu-bir-sucluyu-yakalamis/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/turk-polisi-gene-unlu-bir-sucluyu-yakalamis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 03:54:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>

		<category><![CDATA[hacker]]></category>

		<category><![CDATA[hacking]]></category>

		<category><![CDATA[security]]></category>

		<category><![CDATA[suçlular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=686</guid>
		<description><![CDATA[ Haberlere göre 1 2 3 gene ünlü bir türk dolandırıcılık ve sahtekarlıktan yakalanmış. Gene işlenenin suçların teknolojik aletlere yönelik olmasından dolayı kendisine hacker denilmiş.
Emniyetin haberi hariç olmak üzere diğer iki haberin kaynağını oldukça merak ediyorum. Özellikle dünyanın 4. büyük teknolojik suçlusu olduğu bilgisine nereden erişildiğini, FBI&#8217;nin ve Interpol&#8217;un bu kişiyi ve çetesini aradığının nerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://turkce.focusoncode.com/wp-files/i-am-kier-chao.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-690" title="i-am-kier-chao" src="http://turkce.focusoncode.com/wp-files/i-am-kier-chao.jpg" alt="" width="197" height="419" /></a> Haberlere göre <small><small><a href="http://www.iem.gov.tr/iem/index.php?menu_id=1&amp;detay_id=440" target="_blank"><sup>1</sup></a> <a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=156442" target="_blank"><sup>2</sup></a> <a href="http://www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do?load=detay&amp;link=153030&amp;bolum=100" target="_blank"><sup>3</sup></a></small></small> gene ünlü bir türk dolandırıcılık ve sahtekarlıktan yakalanmış. Gene işlenenin suçların teknolojik aletlere yönelik olmasından dolayı kendisine hacker denilmiş.</p>
<p>Emniyetin haberi hariç olmak üzere diğer iki haberin kaynağını oldukça merak ediyorum. Özellikle dünyanın 4. büyük teknolojik suçlusu olduğu bilgisine nereden erişildiğini, FBI&#8217;nin ve Interpol&#8217;un bu kişiyi ve çetesini aradığının nerden bilindiğini; neden bu kadar ünlü bir suçlunun, hele ki dünyanın 4. büyük suçlusunun suçluları duyurmaktan büyük zevk alan FBI&#8217;nin sitesinde yayınlanmadığını oldukça merak etmekteyim. Dünyanın 4. büyük sahtecilik suçlusunun neden ajanslar tarafından geçilmediği de ayrı bir ilgi konusu.</p>
<p>Tabii emniyetin sitesindeki haberde <a href="http://www.iem.gov.tr/iem/index.php?menu_id=1&amp;detay_id=440" target="_blank">duyurulan ele geçirilmiş malzemeler</a> de oldukça enteresan. Yani bu kişilere hacker demesek ve kendilerini dünyanın 4. büyük teknolojik suçlusu ilan etmesek dahi oldukça sağlam bir sahtecilik yaptıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu cihazları sadece Türkiye&#8217;de kullanmayıp yurtdışına pazarlamaları da gene oldukça enteresan bir olay. Yani iş öyle bir boyuttaki sadece sahteciler değil aynı zamanda bu sahteciliği yapabilecek zekaya sahip olmayan ancak para karşılığı bu zeka ürünü düzenekleri alıp kullanmak isteyen kişiler dahi var. Yani işin bir de uluslararası pazarı var.</p>
<p>Yakalanan sahtecilerle ilgili haberler dikkatimi çekmiştir her zaman. Mesela son zamanlarda haberi çıkan <a href="http://perfectgate.net/hayalet-hacker-turk-cikti/" target="_blank">Cengiz Sarı</a>, <a href="http://perfectgate.net/hacker-israile-kacmak-uzereyken-yakalandi/" target="_blank">Sadun Özkaya</a> ve <a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/09/28/son/sontur14.asp" target="_blank">Maksym Yastremskiy</a> olaylarında herhalde sadece Maksik tam olarak bir hacker diye ifade edilebilir.</p>
<p>Ek olarak konumuzla ilgili olarak şu haberler de oldukça ilginç :</p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080812/Son-bilgiyi-verecekken-yok-oldu.php" target="_blank">Son Bilgiyi verecekken Yokoldu</a></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080912/En-buyuk-Turk-vurguncu-yakalandi.php" target="_blank">En Büyük Türk vurguncu yakalandı</a></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080912/Enselenen-Chao-sanal-semayi-anlatti.php" target="_blank">Enselenen Chao şemayı anlattı</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/turk-polisi-gene-unlu-bir-sucluyu-yakalamis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Programcının Popülaritesi ve Blog Deliliği</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/programcinin-popularitesi-ve-blog-deliligi/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/programcinin-popularitesi-ve-blog-deliligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 00:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[blog]]></category>

		<category><![CDATA[popülarite]]></category>

		<category><![CDATA[programcı]]></category>

		<category><![CDATA[programlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[En son blogumu kapatıp bir altı aylık suskunluğa düşmeden birkaç gün önce Blog Kimin İçindir? diye bir makale yazmıştım. Pek yazı yazma uslubumla bağdaşmayarak oldukça sert bir şekilde eleştiri yapmış, popüler kültürüne sonuna kadar batmış olan kişilerden şu fakir programcıyı rahat bırakmalarını dolaylı olarak istemiştim.
Biz yazabilen programcılar olarak aslında oldukça değişik bir yapıya sahibiz.

1. Birincisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En son blogumu kapatıp bir altı aylık suskunluğa düşmeden birkaç gün önce <a href="http://turkce.focusoncode.com/blog-kimin-icindir/" target="_blank">Blog Kimin İçindir?</a> diye bir makale yazmıştım. Pek yazı yazma uslubumla bağdaşmayarak oldukça sert bir şekilde eleştiri yapmış, popüler kültürüne sonuna kadar batmış olan kişilerden şu fakir programcıyı rahat bırakmalarını dolaylı olarak istemiştim.</p>
<p>Biz yazabilen programcılar olarak aslında oldukça değişik bir yapıya sahibiz.</p>
<p><span id="more-668"></span></p>
<p>1. Birincisi asla popüler olamayacağımızı bilerek bu yazıyoruz. Aslında garip ama bir teknik makale ya da tekniğe yönelik daha genel bir makale yazan çoğu programcı aslında maça yenik olarak başladığının çoğu zamanda farkında oluyor. Çünkü biliyor ki yazdığı şeyler ne kadar güzel olursa olsun kitlesi her zaman için oldukça dar olacak. En basitinden bir hesapla internette gezinen her 10.000 kişiden sadece bir tanesi o kişinin yazdıklarına ilgi gösterecek. Dahilinde bu 1 kişinin de sadece 1.000&#8242;de 1&#8242;i yazılan makaleyi yorumlayacak ya da bir makalesinde bağlantı verecek.</p>
<p>Zaten blog tutan programcı sitelerini şöyle bir gezerseniz ya da bu kişilere kimler bağlantı vermiş diye şöyle bir bakarsınız durumu daha iyi kavrayabilirsiniz. Ya da popüler kaç tane kişisel programcı sitesi var? Ben düşününce aklıma getiremedim. Durumumuz gerçekten içler acısı. İşte biz de çoğu zaman bu içler acısı durumun farkında olarak yazıyoruz.</p>
<p>2. Yazdıklarımız genelde yoruma pek açık olmuyor. Bir teknik konuyu irdelediğinizde eksik olabilir ama genelde çok tartışmalı olmaz. Tabii ki programlama da çok tartışılacak şeyler vardır ama bunlar genelde olayı algılama biçimiyle ilgilidir. Bir for döngüsünün nasıl çalıştığını anlatmak genelde çok yoruma açık değildir ama bir for döngüsünün nasıl optimize edileceğini anlatmak yoruma açık olabilir. Ya da bir pointerin nasıl çalılşığını anlatmak pek yoruma açık olmazken pointerin kullanılması gereken yerler yoruma açık olabilir.</p>
<p>Ancak yoruma açık yazılar yazsanız bile gene çok yorum beklemelisiniz. Çünkü C ile ilgili bir makale yazdığınızda bunu yorumlayacak çok az kişi olacaktır. Yani kitleniz 1000 kişiyse C ile ilgili yazarsanız otomatikman 1&#8242;e, Delphi ile ilgili yazarsanız 8&#8242;e, .Net ile ilgili yazarsanız 20&#8242;ye, PHP ile ilgli yazarsanız 400&#8242;e düşecektir. Ama mesela oturupta erişebilirlik gibi tamamen farazi şeylerde yazarsanız bu 1000 kişinin 900&#8242;ün dikkatini çekebilir ve oldukça çok yorum alabilirsiniz. Sonuçta bir menünün sağda mı solda mı olacağı konusunda herkes ahkam kesebilir ancak bir pointerin yersiz kullanımları konusunda herkes ahkam kesemez.</p>
<p>3. Programlama ile ilgili yazı yazmak bugün evde neler yaptığını anlatmaktan çok daha zordur. Herkes yazı yazabilir ama herkes programlamaya dair yazı yazamaz. Ya da şöyle de diyebilirim; erişebilirilik kaidelerini çok iyi bilen bir kişinin yorumlar yapıp birşeyler anlatması mümkünken programlama da işin içine girmeden pek yazı çıkaramazsınız. Bu World of Warcraft oynamadan MMORPG oyunları hakkında ahkam kesmek gibi bir iş olur.</p>
<p>Yani bu işte yazı yazmak için çok okumanız asla yetmez. Üçyüz tane SQL kitabı, dörtyüz tane SQL makalesi okusanızda &#8220;How mySQL optimizes SQL queries&#8221; sorusunun cevabını oturup kod yazmadan, programınız içinde denemeden sadece okuyarak veremezsiniz. Bir veritabanı oluştururken bir içeriği kullanım tarzınıza göre kaç tane tabloya böleceğinizi ortaya çıkarmak bile oturup kitap okuyarak verebileceğiniz bir hüküm değildir. Kitaplar, makaleler elbetteki bizi besler, güçlendirir; ama bu bizim içerden bir yazı yazmamızı sağlamaz.</p>
<p>4. Programlama bir kültür işidir. Kültürünüz ne kadar genişce konulara bakış açınız o kadar geniş olur. Bunun tek aksi durumu yani konulara dar baktığınız durumlar sizin kendi bireysel düşüncelerinizdir. Yani biz çoğu zaman edindiğimiz kültürü objektif olarak yansıtamayabiliyoruz ki bu bizim aslında en büyük hatalarımızdan da biri. Örneğin devrimci militarist bir yapımız varsa sürekli olarak Microsoft karşıtlığına gömülüp aslında yaptıkları kötü şeyler yanında iyi şeyleri de görüp ortaya çıkaramıyoruz.</p>
<p>Bu aslında bir manada kültür zehirlenmesi gibi birşey olarak karşımıza çıkıyor. Yani kendi kültürümüzle kendimizi zehirliyoruz. Çünkü gün geçtikçe sürekli olarak kültürümüz artarken biz bazı kültürleri görmezden gelmeye ya da onları yıpratmaya çalışıyoruz. Oysa ki yazı yazan bir programcının tamamen objektif olarak yazılar yazması gerekiyor. Tabii ki bunu sadece popülarite olarak ele almamak gerekiyor. Her ne kadar içimize sinmeyen şeyler olsa da bir yazı yazarken okuyucuların sizin yazınızdaki kültürden ne derece etkileneceğini hesaba katmak gerekiyor. Belki izlediği bir sinema filmini eleştirirken sınır tanımayan fakat hiçbir sinema bilgisi olmayan kişiler olabilir; ancak yazılar yazan programcı için sert eleştiriler yapıp tartışmalara yol açarak popüler olmaya çalışmaktan daha önemli olan şey edindiği kültüre bağlı olarak objektif izlenimlerini insanlara daha düzgün bir şekilde anlatması olmalı. Haliyle bu tavrı seçtiğinizde belki popülaritede bir düşüş meydana gelebilir ancak baştan popüler olamayacağını kabul eden kimseler için bunun çok da sorun olacağını sanmıyorum.</p>
<p>5. Programlama alabildiğine geniş bir konu. Yukarıda dediğimiz gibi nasıl ki genel kitle programlama ile ilgili yazdığınızda birden azalıyorsa aynı şekilde programlamanın sadece bir konusunu ele aldığınızda da o derece azalır. Yani programlama ile ilgili genel yazılar yazmak belki çok az olan programcı kitlesinin tümüne yöneliktir ancak bir C, bir Delphi ile ilgili yazdığınızda konunuz özelleştiği için kitle de otomatik olarak azalır. Kitle azalırsa haliyle okunmanız düşer, buna bağlı olarak yorum sayısının adından sözedilmez olur.</p>
<p>Özetle elimizdeki materyaller ve kitlemiz belli. O sebeple kanaatimce programlama konusunda yazmayı bir popüler kültür unsuru görmektense bir <strong>entellektüel haykırış</strong> olarak görmek daha mantıklı.</p>
<p>Aslında burada size nasıl popüler olacağınıza dair birkaç cümle de yazmak isterdim ancak o zaman birçok kişi dediklerime üzülecek hatta sinirleneceği için bundan vazgeçiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/programcinin-popularitesi-ve-blog-deliligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kıyamete beş kala</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/kiyamete-bes-kala/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/kiyamete-bes-kala/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 08:50:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[cern]]></category>

		<category><![CDATA[large hadron collider]]></category>

		<category><![CDATA[parçacık testi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=682</guid>
		<description><![CDATA[Yarın büyük gün. 10 Eylül. Önemi ise Cern labaratouarlarının yıllardır kıyameti getireceği öne sürülen ve hakkında birçok komplo teorisi geliştirilmiş olan parçaçıkları çarpıştırma testini yapacak olması.
Sistemin son testleri de yapılmış ve hataları giderilmiş durumda. Yarın herkesin merakla beklediği olay gerçekleştirilecek ve parçacıklar birbiri ile çarpıştırılacak. Bakalım ortaya tüm dünyayı yutacak bir kara delik çıkacak mı?
Aslında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın büyük gün. 10 Eylül. Önemi ise <a href="http://www.cern.ch" target="_blank">Cern</a> labaratouarlarının yıllardır kıyameti getireceği öne sürülen ve hakkında birçok komplo teorisi geliştirilmiş olan parçaçıkları çarpıştırma testini yapacak olması.</p>
<p>Sistemin son testleri de yapılmış ve hataları giderilmiş durumda. Yarın herkesin merakla beklediği olay gerçekleştirilecek ve parçacıklar birbiri ile çarpıştırılacak. Bakalım ortaya tüm dünyayı yutacak bir <a href="http://www.youtube.com/watch?v=BXzugu39pKM&#038;NR=1" target="_blank">kara delik</a> çıkacak mı?</p>
<p>Aslında insanlar bu kıyamet senaryolarına çok eskilerden beri bayılıyorlar. Neredeyse her nesil birşeylere bakarak kıyametin az biraz sonra kopacağını düşünmüş ancak ne talih ki binlerce yıldır nesilden nesile süren bu kıyamet beklentisi halen gerçekleşmemiş.</p>
<p>Tabii ki CERN&#8217;in deneyi sonucunda kıyamet kopmazsa üzülmeyin. Çünkü kıyamet senaryolarımız bu jenarasyonumuz için henüz bitmiş değil. <a href="http://www.sitchin.com/" target="_blank">Zecharia Sitchin</a>&#8216;e kulak verip 4 yıl sonra gerçekleşeceği öne sürülen yeni kıyamet senaryosunun kollarına kendinizi bırakabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/kiyamete-bes-kala/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Teşviklerinden Örnekler</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/devlet-tesviklerinden-ornekler/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/devlet-tesviklerinden-ornekler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 19:20:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[başlangıç girişimleri]]></category>

		<category><![CDATA[start-up]]></category>

		<category><![CDATA[yazılım sektörü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki yazımda devletin yazılım sektörüne sonuna kadar destek vermesi gerektiğinden yazılımın Türkiye şartlarına oldukça uygun bir sektör olduğundan gerekli teşvik sağlanırsa ülkenin lokomotiflerinden biri olacağından kısaca bahsetmiştim.
KOS-GEB küçük ve orta ölçekli sanayini geliştirmek ve desteklemek için kurulmuş bir kuruluş. Yani amacı girişimcileri ya da gelişmek isteyen küçük sanayiye çeşitli teşvikler vererek ilerlemelerini sağlamak; buna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://turkce.focusoncode.com/devlet-politikalari-ve-yazilim-sektoru/" target="_blank">Bir önceki yazımda</a> devletin yazılım sektörüne sonuna kadar destek vermesi gerektiğinden yazılımın Türkiye şartlarına oldukça uygun bir sektör olduğundan gerekli teşvik sağlanırsa ülkenin lokomotiflerinden biri olacağından kısaca bahsetmiştim.</p>
<p>KOS-GEB küçük ve orta ölçekli sanayini geliştirmek ve desteklemek için kurulmuş bir kuruluş. Yani amacı girişimcileri ya da gelişmek isteyen küçük sanayiye çeşitli teşvikler vererek ilerlemelerini sağlamak; buna bağlı olarak ise temel hedef firmaları büyüterek ekonomiye daha fazla kazanç getirmelerini sağlamak.</p>
<p>Buraya kadar herşey hoş görünüyor. Ama ben size başımdan geçen bir durumu anlatmak istiyorum.</p>
<p><span id="more-675"></span></p>
<p>KOS-GEB&#8217;in nasıl destek olduğunu denemek için sanayi sektöründe faaliyet gösteren bir firma için destek talebinde bulunmuştum. Amacım destek almak değildi sadece KOS-GEB&#8217;in nasıl çalıştığını anlamaya çalışmaktı. Bilirsiniz, söylentiler çabuk yayılır. Etrafta KOS-GEB&#8217;in kaynaklarının yanlış kullanıldığını, tanıdıkla iş gördüklerini, verilen teşviklerin kene görünümlü firmalar tarafından sorumsuzca sömürüldüğünü duyuyordum. Bu söylentileri o kadar çok duymuştum ki otuz senelik geçmişi olan, 10 küsür senedir de şirketleşmiş bir sanayi şirketi namına KOS-GEB&#8217;e başvurdum.</p>
<p>Başvurumda bilgisayar yazılımı ve donanımı teşviğine başvurdum. Bu teşvik benim hakkında başvurduğum firmadayla rekabet imkanı oldukça yeni bir firmaya verilmişti. ( O firmanın tanıdık vasıtasıyla bu teşviği aldığını, şu an firmanın yerinde yeller estiğini ancak benim hakkında başvurduğum firmanın hala işlerine devam ettiğini söylemem gerekir.) Yazılım ve Donanım teşviği benim hakkında başvurduğum firmanın sektörüne yönelik bir destekti. Belli bir özel sektörel yazılım ve yazılımla birleşik donanım teşvik kapsamında veriliyordu. Bu teşviğin o zaman ki limiti 10.000 amerikan dolarıydı.</p>
<p>Buraya kadar anlattıklarım gayet normal görünüyor. Bana göre de normal. Ama normal olmayan kısmı bundan sonrası.</p>
<p>Aradan altı ay geçtikten sonra firmaya yönelik bir mektup gönderilmişti. Mektubu görünce &#8220;<em>KOS-GEB düğün davetiyesi gönderiyor</em>&#8221; diye düşünmüştüm. Referans numarası olmayan, detaylı hiçbir bilgi vermeyen, hatta altında bir imza dahi bulunmayan bir mektuptu. <em>( Devlet işlerini bilen herkes devlete bağlı herhangibir kurumun böyle bir yazışma şekli olmadığını bilir. )</em> Öyle bir mektuptu ki başta dediğim gibi açınca KOS-GEB genel müdürünün düğününe davet edileceğimi sanmıştım.</p>
<p>Mektupta yazanlar ise daha ilginçti. Mektupta şu an için yazılım teşviği verilmeyeceği, firmayı incelediklerini, firmaya ancak faydalı model-patent teşviği ya da nitelikli eleman teşviği vereceklerini yazmışlardı.</p>
<p>Ne kadar garip değil mi? İnceleme yaptıklarını söyledikleri firma faydalı model-patent alacak hiçbir ürün üretmiyordu. Hatta o sektörde faaliyet gösteren hiçbir firmanın ürünü faydalı model-patent kapsamına giremezdi. Bunu o sektörle azıcık ilgisi olan herkes bilebilirdi.</p>
<p>Ben o başvuruyu yaparken tamamen sıradan bir vatandaş olarak yapmıştım. Başvurunun yapılış şeklide oldukça enteresandı. Bugün bir bankadan en ufak krediyi alırken sizden bir dosya evrak isterken KOS-GEB&#8217;e yaptığım başvuruda sadece bir tane boşlukları önceden belirlenmiş bir sayfa doldurmam istenmişti. Başvurusunu yaptığım şirketin bilançolarını, vergi durumunu, varlık durumunu, cirosunu nereden kontrol ettiklerini açıkcası çok merak etmiştim. Eğer medyum değillerse böyle bilgileri toplamaları mümkün değildi.</p>
<p>Kaldı ki işin mantıksız tarafı daha bir başka, belki dikkatinizi çekmemiştir. Yazılım teşviği isteyen bir firmaya patent teşviği veriliyor, yani isterse firma gidip patent-faydalı model teşviğini kullanabilirdi. Yani ihtiyacı olmadığı halde sırf devlete zarar olsun diye bu teşviği kullanabilirdi. Zannedersem bu devlet kaynaklarının ne kadar sorumsuzca kullandığına bir örnek olabilir.</p>
<p>Tabii ki bir memurun, bir işçinin dönen dolaplar hakkında söylentileri duyması pek mümkün değil ancak ortalıkta o kadar çok söylenti vardı ki. Naylon faturalar, fazla faturalar, teşvik almak için kurulan paravan şirketler, KOS-GEB anlaşmalı kuruluş olarak niteliksiz mallarla firmalara teşvik kapsamında ürünler temin edlimesi, tanıdık vasıtasıyla alınan teşvikler, vs.</p>
<p>Özetle benim bu deneyimim sonrası bu tarz devlet teşviklerine olan inancım da yıkıldı diyebilirim. Yani kilit noktalarda tanıdığı olmayan birileri yazılım evi kurmak isterse herhalde KOS-GEB&#8217;den alacağı teşviği tamamen rastlantısal olarak alabilir. Açıkcası yenilikçi bir fikrin bu kapıyı açacağına dair inancım yok.</p>
<p>Ama siz böyle bir yolu deneyip dürüst bir şekilde başarıya ulaşabildiyseniz bunu da anlatmanız gerekiyor. Böylece biz bazı kişilerin tanıdıkla diğer kişilerin ise rastlantıyla teşvik alıp almadığını net bir şekilde öğrenip ona göre yazılar yazabiliriz.</p>
<p>İş gene dönüp dolaşıp yenilikçi fikirlere sahip kişilerin birşeyler yapabilmesi için guruplaşması noktasına dönüyor. Belki ben guruplaşma ya da gurup kurma fikri yönünde oldukça yanılıyorum, ama gördüklerim ve deneyimlerim ile elimizdeki mevcut şartları alt alta toplayıp sonuçlar çıkardığımda başka bir çıkış yolu da göremiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/devlet-tesviklerinden-ornekler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Politikaları ve Yazılım Sektörü</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/devlet-politikalari-ve-yazilim-sektoru/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/devlet-politikalari-ve-yazilim-sektoru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 20:07:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[programlama]]></category>

		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<category><![CDATA[yazılım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Her ne kadar hepimizin insan olduğundan yola çıkarak insanlık için değer üretmeye çalışsak da henüz dünya vatandaşlığı gibi birşey kabul edilip devletler arası sınırlar kaldırılmış değil. Yakın bir gelecekte böyle bir durumun olması da görünmemekte. Hatta devletler ellerinden geldiğince diğer ülkelerin ya da diğer ülke vatandaşlarının kendileri üzerinde hegomanya kurmasını engellemeyi tercih etmekteler. En basitindan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar hepimizin insan olduğundan yola çıkarak insanlık için değer üretmeye çalışsak da henüz dünya vatandaşlığı gibi birşey kabul edilip devletler arası sınırlar kaldırılmış değil. Yakın bir gelecekte böyle bir durumun olması da görünmemekte. Hatta devletler ellerinden geldiğince diğer ülkelerin ya da diğer ülke vatandaşlarının kendileri üzerinde hegomanya kurmasını engellemeyi tercih etmekteler. En basitindan bir ülkenin vatandaşıyken diğer bir ülke sizi vatandaşı olarak kabul etmemek için elinden geleni yapmaya çalışıyor.</p>
<p>Ortada bir gerçek var : Her devletin bir ulusu var ve her devlet kendi ulusunu kalkındırmak ve ona daha iyi imkanlar vermek için çalışıyor. Mevcut durum bu, daha iyisi olabilir mi? Elbette! Ama henüz değil.</p>
<p>Ulusların yükselişlerinde dönüm noktaları oldu. Tarım devrimi bir dönüm noktasıydı. Sanayi devrimi gene bir dönüm noktasıydı. Teknloji devrimi ise son dönüm noktası.</p>
<p><span id="more-658"></span></p>
<p>Türkiye&#8217;de 50&#8242;lerden beri <em>(belki daha öncelerden)</em> uygulanan politika bellidir. Tarım toplumu olan ülkeyi bir sanayi ülkesi haline getirmek. Bunda büyük oranda başarı sağlandı. <em>( Tabii sanayi toplumu olacağım diye sanayileşmiş bir tarımı gözardı edip kendi kendini besleyemeyen bir ülke olmamızı hesaba katmıyoruz.)</em> Yani sanayi toplumuna doğru giden sosyal model büyük ölçüde gerçekleşti.</p>
<p>Ancak ülkemizde her zaman olduğu uygulanan politikalar ya aşırı şekilde uygulanıyor ya da yeni politikalar uzun süre farkedilmiyor.</p>
<p>Örneğin özellikle 80&#8242;lerin sonundan sonra Türkiye&#8217;de tekstile haddinden fazla teşvik verildi. Sıra sıra inanılmaz kapasitelere sahip fabrikalar İstanbul&#8217;un her yerine yayıldı. Fabrikalar yetmedi her apartmanın altında atolyeler kuruldu. İş öyle bir hale geldi ki orta duzeydeki bir ailenin tanıdıkları içinde bir makine operatoru, bir overlokcu, bir romoyuzcu olmaması olanaksız bir hale geldi. Gazetelerdeki araba ve emlak harici tüm iş ilanları tekstil üzerineydi. Ucuz işçilik ve teşviklerle neredeyse tüm Avrupa&#8217;yı giydiren bir ülke haline gelmişti Türkiye.</p>
<p>Tabii tek kanala yönelmenin şöyle avantajları da vardı. Mesela ülkenizde bir kriz patlak verecekse bunu tekstilin durumuna bakarak anlayabiliyordunuz. Gazeteler de <strong>tekstil kan ağlıyor</strong> manşetleri başgösterdi mi anlıyordunuz ki yakın zamanda ya bir devalüasyon ya bir kriz kendini gösterecek.</p>
<p>Ancak işin içine diğer aktörler girince sizin tek yöne kanalize olmuş sanayiniz kan ağlamaya başladı. Çin malları önce Avrupa&#8217;yı karıştırdı, sonra dönüp dolaşıp Türkiye&#8217;nin tekstilini tersyüz etti. Artık tekstil kan ağlıyor haberlerini görmemeye başladık çünkü tekstil ağlayacağı kadar kanı ağlamış, fabrikaların çoğu kapanmış, ihracat hacmi düşmüş; tüm sanayi Çin malları ile rekabet etmesi mümkün olan yegane yer olan Antep&#8217;e kaymıştı. <em>( Antep&#8217;te elektrik devletten, sigorta yok, işçiler köle, iş niteliksiz, devlet teşvik ediyor. Devlet bir manada kendi bindiği dalı kesiyor. Piyasa rekabetini haksız rekabetle yokediyor. Bunun adına da istihdam sağladık diyorlar. )</em></p>
<p>Sonra tekstille bu iş yürümüyor diye düşünmüş olacaklar ki bu sefer inşaat sektörüne merak saldılar. Devlet kendi eliyle birçok firmayı zengin etti, geliştirdi. Öyle ki başbakanın seyahatlarında artık uçağın neredeyse tümünün müteahhitlerden oluştuğunu görmeye başladık. Bu yeni model üzerine gazete manşetleri değişti. Artık gazetelerde inşaat kan ağlıyor manşetlerini görürsek biliyoruz ki bir kriz bir devalüasyon ya da benzer birşey başa gelecek ve hayat pahalılanırken işsizlik artacak.</p>
<p>Devlet hala bu tür sanayi dallarını alıp göğe çıkarıp sonra sefil eder olsun bir yanda bizim tabirimizle &#8220;<strong>eloğlu</strong>&#8221; teknolojiye olan yatırımlarını sürekli artırıyor.</p>
<p>Yeni devrimimizin adı teknoloji devrimi. <em>( Dikkat montaj devrimi demiyoruz. Yani başka ülkelerden teknoloji ithal edip, parçaları üreterek ya da montajlarak bunları daha ucuza iç piyasaya verip teknoloji deviyim olarak ortalıkta gezinen para babalarından bahsetmiyoruz.)</em> Yeni icatlar yapma devri.</p>
<p>Ama açıkcası söyleyim Türkiye için teknolojinin donanımsal yönünde ilerleme katetmek oldukça zor görünüyor. Çünkü teknolojinin donanım yönü bizdeki gibi sonu gelmeyen ithal cihazlardan oluşan tekstil fabrikaları ya da güneşe yaklaşmış çimento kuleleriyle olamaz. Ya da en basitinden her türlü televizyon panelinin montajını yapabilen devasa şirketlerle bu donanım işini halledemeyiz. Elimizde donanım yönünde yeterli bir sanayinin olmadığını apaçık görmekteyiz.</p>
<p>Ama yazılım yönü öyle mi?</p>
<p>Turizm gibi bacasız sanayi olan diğer bir sanayi yazılım. Devletin asgari teşvikle en yüksek kar marjını sağlayabilmesine olanak veren belki de bu devirde desteklenmesi şart olan tek sektör.</p>
<p>Bunu görmek için medyum olmak ya da başka birşey olmak da gerekmiyor. Önümüzdeki modellere bakmamız yeterli. Bir sene önce oldukça cuzi sayilabilecek bir yatırımla işe girişmiş bir yazılım firması bakıyorsunuz bir sene sonra 50 milyon dolar ciro yapıyor. Ya da gene oldukça cuzi bir yatırımla işe başlayan bir site uygulması ertesi sene üç milyar dolarlık hacme uğraşıyor. Bunun tekstil sektöründe yapmanız mümkün mü? Yani senelik 100 bin dolar koyarak birkaç senede elli milyon dolar ciro yapmanız?</p>
<p>Oysa yazılım tamamen donanıma dayalı birşey. Yani donanım olmazsa yazılım olmaz. Ancak yazılım geliştirmek için donanım yatırımlarına çok ihtiyacınız yok. Bu nasıl olabilir diyeblirsiniz, yani hem donanımsız olmayan bir iş yapacaksınız hem de donanıma ihtiyacınız yok?</p>
<p>Şöyle ki; sanayide kullanılan cihazlar genel olarak ürünün üretimine yöneliktir. Yani o cihaz olmazsa o ürünü üretmezsiniz. Haliyle odak noktası, yani geliri sağlayan nokta o cihazların sağlanmasıdır. O sebeple bir yazılım şirketi çok düşük bir sermaye ile kurulabilecekken bir tekstil firması için birkaç milyon dolar sermaye gerekir. İkincil olarak yazılımın çok satılmasının sağlanması için sürekli milyon dolarlık yatırım yapmanız gerekmezken örneğin bir tekstil sanayisinde üretimi artırmak için sürekli milyon dolarlık cihazlar almanız gerekir.</p>
<p>Yani özetle sanayinin çoğu dalı önce cihazlara sonra insana odaklı iken yazılım daha çok önce insana sonra donanıma dayalıdır. O sebeple yazılım firmalarında sabah akşam çalışan devasa yatırımlar gerektiren cihazlar değil oldukça çok sayıda insan görürsünüz.</p>
<p>Bunu şöyle de anlatabilirim. İki teknoloji firması düşünelim, biri sunucu yazılımı üretiyor biri ise bir sunucu (hosting) firması. Hosting firmasında odak noktası techizatken o sunucularda yazılımı üreten firmada odak noktası insandır. Hosting firmaları az insan çok techizat isterken sunucu yazılımı üreten firma ac techizat çok insan ister.</p>
<p>Yazılımın bir diğer önemli noktası ihraç etmenin daha kolay ve pazarının daha geniş olması. Bir iş gören benzersiz ya da gelişmiş programlar her ülkede pazara sahiplerdir. Bir Microsoft&#8217;un her ülkede pazarı vardır. Böyle bir pazarı olmasa bile bu pazar kısa sürede yaratılabilir. Ya da Google her ülkede kullanılır, pazar yaratmak için her ülkeye temsilcilikler açmak zorunda bile değillerdir.</p>
<p>En son popüler ürünlerden Facebook&#8217;a bakın örneğin. Birkaç senede bir yazılım nasıl popüler bile hale gelip milyar dolarla ölçülen bir değere ulaştı.  Ya da Youtube&#8217;u ele alalim, donanima oldukça ihtiyaç durmasına ve her sene zarar etmesine rağmen birkaç sene sonra değeri bir milyar doları geçti.</p>
<p>100 bin dolar yatırımla bugün işe başlayıp iki sene sonra 1 milyar dolarlık hacme ulaşma şansına ulaşacak bir inşaat firması, bir tekstil firması biliyorsanız ya da böyle bir olasılığı hesaplayan bir program yazabiliyorsanız sizle özel olarak görüşmek isterim. Bunu hangi ekonomik dayanağa dayandırdığınızı eminim herkes öğrenmek isteyecektir.</p>
<p>Yani aslında savunduğum nokta şu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin sanayide ki durumu pek parlak değil. Donanım ise Türkiye&#8217;ye pek uygun bir yaklaşım değil.</p>
<p>Peki elimizde Türkiye için oldukça uygun bir yazılım gibi bir dev dururken neden buna yeterli destek gösterilmiyor diye kendimize sormamız gerekmez mi?</p>
<p>Devlet politikası ya da devleti yönetenlerin dar sınırlar içine kapalı olması diye cevaplanabilir. Ancak her seçimde devlet için en iyisni yapacağı iddiası ile bizlerden oy toplayan kimselerin; en çok karı kazanma şansının bulunduğu yöne yatırım yapıp Microsoftlar, Facebooklar, Googleların gelişimine <strong>en azından ön ayak olması</strong> gerekirken neden inşaatcıları desteklemekle uğraşıyorlar ki?</p>
<p>Eğer bizim niteliksiz işçimiz çok, o sebeple bizim amelelerle overlokçulara öncelikli istihdam sağlamamız gerekiyor diyorlarsa o zaman neden herkesi üniversite mezunu yapmak için bu kadar uğraştıklarını sormamız gerekiyor; <strong>üniversite mezunu duvarcılar</strong>, üniversite mezunu overlokcular yetiştirmek için mi?</p>
<p>Eğer bizim insanımız da yazılım geliştirecek kapasite yok diyorlarsa buna da siz verin bakalım bir teşviği ortaya neler çıkıyor demek lazım. <strong>Desteklemeden kösteklemekle</strong> sonucu görebilecek kadar engin kehaneti olanlar varsa bence onlar devlet yönetmek yerine medyumluk yapsınlar; eminim daha iyi kazanırlar.</p>
<p>Bana kalırsa devletimizin öncelikli olarak <strong>sonuna kadar desteklemesi</strong> gereken yegane sektör yazılım sektörü olmalıdır. Bence bizim ekonomik yapımıza en uygun olan sektör yazılımdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/devlet-politikalari-ve-yazilim-sektoru/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Neden biz yapamıyoruz?</title>
		<link>http://turkce.focusoncode.com/neden-biz-yapamiyoruz/</link>
		<comments>http://turkce.focusoncode.com/neden-biz-yapamiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 05:44:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[focusoncode]]></category>

		<category><![CDATA[fikir]]></category>

		<category><![CDATA[öneri]]></category>

		<category><![CDATA[programlama]]></category>

		<category><![CDATA[start-up]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkce.focusoncode.com/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların ırki özelliklerle sınıflandırıldığı daha doğrusu zekasının ırksal özelliklerle nitelendirildiği dönemler yani en kaba tabiriyle faşist idealler çok geride kaldı. Her ne kadar bugün hala bazı avrupalı-amerikalı (kafatasçı) araştırma kuruluşları Türklerin avrupanın en aptal topluluğu olduğunu icat etmiş (!) görünseler de aslında zeka ile ırksal özelliklerin hiçbir bağlantısı yok. Hatta çoğu bilim adamının bilimsel bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların ırki özelliklerle sınıflandırıldığı daha doğrusu zekasının ırksal özelliklerle nitelendirildiği dönemler yani en kaba tabiriyle faşist idealler çok geride kaldı. Her ne kadar bugün hala bazı avrupalı-amerikalı <em>(kafatasçı)</em> araştırma kuruluşları Türklerin avrupanın en aptal topluluğu olduğunu icat etmiş (!) görünseler de aslında zeka ile ırksal özelliklerin hiçbir bağlantısı yok. Hatta çoğu bilim adamının bilimsel bir metod olarak gördüğü IQ testinin intelligence ile hiçbir bağlantısı olmadığı aşikar. Zekanın ölçülmesi konusunda hiçbir testin doğru sonuç vermeyeceğini düşünüyorum. O sebeple bana kalırsa siz hiçbir zaman biz onlardan daha aptalız diye bir psikoloji içine girip yukarıdaki soruma böyle cevap vermeye kalkmayın. En azından yazının devamını okuyup sonra cevap vermeye kalkışın.</p>
<p>Herkesin doğuştan gelen yetenekleri vardır. O sebeple genel olarak hiçbir insanın zekası aynı değidir, herkes benzersizdir <em>(unique&#8217;dir)</em>. Ancak zekanın gelişmesi için bazı şeyler gereklidir.</p>
<p><span id="more-642"></span></p>
<p>İşlenmeyen bir zeka gelişemez. Burada net olarak söylemem gerekir ki zeka çok okumakla ya da çok bilmekle de gelişmez. Her soruya cevap vermek zekanızın gelişmiş olduğunu göstermez, beyninizin depolama unitelerini sorumsuzca kullandığınızı gösterir. İyi ezberci kişilerin genelde çok rahat ilerlediğini görürsünüz ama genelde bu kişilerin bir yaklaşım, bir icat geliştirdiğine ya da oturup bir makale yazabildiğine çok şahit olmazsınız. <em>( Bunu ben hiç ezberliyemiyorum diye söylemiyorum, sadece hayatımıza yön veren şeyleri geliştiren çoğu kişinin biografisinde en iyi okulları bitirdiğini görmediğimden söylüyorum. Ya da en büyük şirketleri kuran kişilerin okulunu en yüksek başarıyla bitiren kişiler olamadığından bahsediyorum. )</em></p>
<p>Bu benzersiz zeka ve doğal sonucu olarak benzersiz yetenekler ancak <strong>değerlendirildiğinde</strong> bir anlam ifade eder. Örneğin programlama ile ilgili her kavramı bilen bir kişi size projelerinizde rehber olur ancak bu kişiden çok iyi programlar yazmasını isterseniz zekasını değerlendirememiş olursunuz. Bir kişi kod yazma konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahip olabilir ancak bu kişiden firmanızın geleceğini hazırlamasını beklememelisiniz. Bir diğeri tamamen mükemmele yakın şekilde program işleyişini tasarlayabilir ancak bu kişiden oturup sizin için kod yazmasını bekleyemezsiniz. Bir kişi istediğiniz her türlü tasarımı kolayca yapabilir ancak bir grafik tasarımcısından kod yazmasını bekleyemezsiniz. Ya da bügunun popüler işi olan pazarlama konusunda yenilikçi fikirlere sahip bir kişiden gene kod yazmasını bekleyemezsiniz.</p>
<p>Yani bir program dıştan bakıldığında sadece bir iş gören programsa da onun içsel gelişimi her zaman için farklı alanlarda yetenekli zekaların biraraya gelmesinin sonucudur.</p>
<p>İşte bu neden biz yapamıyoruz sorunun ilk cevabıdır. <strong>Yapamıyorsunuz çünkü her işi tek başınıza yapmaya çalışıp asla tek başınıza yapamayacağınız ve hiçbir şekilde başarılı iş çıkaramayacağınız şeyleri kendinizden istiyorsunuz.</strong></p>
<p>Neden biz yapamiyoruz sorusunun ikinci cevabı ise aslında birinci cevabın hem sonucu hem çözümlenmesidir.</p>
<p>Her işi tek başınıza yapamayacağınızı farkedebilirsiniz. Bunun farkeden kişiler genelde kendileri bir şemsiye oluşturup altına parayla kişileri toplamaya çalışırlar. Buna ise bir start-up denir. Ancak start-up dediğimiz şeyi oluşturmak için para gerekir. En basit bir startup için cebinizde çöpe atılacak en az bir 100 bin dolarınız olması gerekir. Bu sizin bir ya da iki senelik varlığınızı sağlamak için gerekli bir paradır.</p>
<p>Peki böyle bir paranız var mı? Ya da iş yerinizde çalışarak böyle bir parayı kaç senede biriktirebilirsiniz?</p>
<p>Kabul edelim, çoğumuzun böyle bir parası yok ve çalışarak da böyle bir parayı biriktirmemiz uzun bir zaman alacak, hatta çoğu zaman biriktiremiyeceğiz. Ülkemizdeki bankalarında krediyi evi, arabası, kaliteli bir işi olana verdiğini düşünürsek <em>(zaten o kadar malvarlığı olan bir adamın krediye ne ihtiyacı var acaba? Ya da girişimci kredisi olarak 5 milyar verip ilk ödemesini üç ay sonra isteyen bir bankacılık mantığı hangi ülkede var?)</em>, büyük şirketlerin ise genelde yeni bir desteklemek yerine varolan fikirleri kopyalayıp ucuza üretimle zenginleşmeye devam etme eğiliminde olduğunu düşünürsek dıştan gelecek bir destek de pek mümkün değil gibi gözüküyor.</p>
<p>Bu durumda iş ailenizin zengin olmasına kalıyor ki maaelsef kabul etmeniz gerek ki aileniz zengin değil!</p>
<p>Yani biz neden yapamıyorsunuz sorusunun iki cevabını da vermiş oluyoruz. O da <strong>paramızın olmadığı gerçeğidir.</strong></p>
<p>Şimdiye kadar hep karamsar yönden baktığımız işe bir de alice harikalar diyarında yönünden bakalım. Basit önermeler yazarak problemin çözümünü görmeye çalışalım :</p>
<p>1. Elimizde az sayıda da belli yönlerden zekasına açılım sağlayabilmiş kişiler var.<br />
2. Elimizde kendini kendini bulacağı yönde değerlendirememiş olan kişiler var.<br />
3. Bu kişilerin parası yok.</p>
<p>Bunları alt alta yazınca benim aklıma tek bir çözüm yolu gözüküyor : <strong>Gurup çalışması!</strong></p>
<p>Türkiye gibi bir ülkede yukarıda saydığımız şartlar altında yenilikçi birşeyler yapmak için yapabileceğimiz tek şey bir gurup çalışmasıdır. Tek kişinin hayatta altından kalmayacağı şeyler gurup çalışması ile altından kalkabilecek hale gelebilir. Çünkü tek kişinin her zaman için kaynak sıkıntısı vardır; para, zaman, yetenek gibi. Oysa 4-5 kişilik çekirdek guruplarda bu sorunların çoğu giderilir. Zaman kısalır, tek kişinin altından kalkamayaca parasal durum bölüneceği için tek kişinin altından kalkabileceği bir hale gelir, herkesin farkli yetenekleri olacağı için bir kişi her işi yapmakla uğraşmaz.</p>
<p>Kaldı ki yeni dünya düzenini gurup çalışması için farklı yöntemler bize sunuyor. Uygulamalar artık web ortamında herkesin katkı sağlayabileceği şekilde geliştiriliyor. Eğer mevcut yöntemler size uygun gelmiyorsa kendinize has gurup çalışması yöntemini geliştirmek çok mu zor olur? Hiç sanmıyorum.</p>
<p>Gurup çalışmalarında Türkiye&#8217;deki en büyük sorun ise aynen Türkiye&#8217;deki ortaklıkların gösterdiği sorundur. Kişiler bir zaman sonra pastadan büyük paylar istemeye başlarlar. Yani bir gurup ortağının haddinden fazla birşey istediğine sık sık rastlanabilir.</p>
<p>İşte bu üzerimizden atmamız gereken bir durumdur. Örneğin web uygulamaları geliştirmek için birleşen bir gurupta bir tasarımcının arayüz olmazsa hiçbirşey olmaz diyerek payının yüzde 40 olduğunu öne sürmesi tamamen aptalca bir düşüncedir. Ya da guruptaki bir HTML/Javascript programcısının ben olmazsam bu iş yürümez o sebeple benim payım yüzde 30&#8242;dur demesi gene aptalca bir düşüncedir.</p>
<p>Bu durumu çözmek için kişilerin guruba girerken hissesini kabul etmesi gerekmektedir. Gerekiyorsa dışardan bir kişi bile işin mahiyetine göre hisseler dağıtabilir. Önemli olan kişilerin hissesine düşecek olanı kabullenmesidir.</p>
<p>Bu her ne kadar zor bir durum gibi görünse de şöyle düşünmek lazımdır. 1970&#8242;lerde Microsoft kurulurken Bill Gates bizi yüzde 1 ortak edip derleyicileri bize yazdırsaydı eminim hepimiz her işi ben yapıyorum neden yüzde 1 alıyorum diyecektik. Ama bugün gelinen noktada eminim herkes keşke çoğu işi ben yapsaydım da yüzde 1 hisse benim olsaydı diyecektir.</p>
<p>Çünkü <strong>henüz başlangıç aşamasında</strong> olan ve geleceğinin ne olacağını bilemediğiniz bir olayda işi gücü bırakıp hisseli harikalar diyarında gezinmeye başlamak kadar saçma bir düşünce olamaz. Önünüzü göremiyorsunuz en başta. Size verilen yüzde 10&#8242;luk hissenin size neler kazandıracağını bilmiyorsunuz. Gelişimin her aşamasında size ne kadar iş düşeceğini de bilemiyorsunuz, belki başlarda size çok iş düşerken ileriki aşamalarda neredeyse hiç iş düşmeyecek, bundan emin olamazsınız.</p>
<p>Belki bir gurup oluşturmak zor olacaktır ancak bir bankadan 100.000 YTL kredi almak kadar riskli değildir. Belki bir gurubu yönetmek zor olacaktır ancak bu asla her işini kendimiz yapmaya çalıştığımız bir proje kadar bizi zorlamayacaktır.</p>
<p>Özetle gurup çalışması bizim sürekli sorduğumuz &#8220;neden biz yapamıyoruz?&#8221; sorusuna verilecek en güzel cevaptır.</p>
<p>Gurup çalışması yapmaya çalışın. Eğer ilk seferinde başarıya ulaşamazsanız bu her seferinde başarısızlığa uğrayacağınız anlamına gelmez, sürekli denemeniz gerekir. En basit anlamda başarısız olduğunuz bir gurup çalışması sizden en fazla bir miktar emek götürür. Paranızı riske edemediğiniz yerde emeğinizi de riske edemeyeceksiniz o zaman neden biz yapamıyoruz sorunu sormaktan vazgeçmenizi öneririm. Yapamıyorsunuz çünkü hak etmeden kazanmak istiyorsunuz. Tavsiye Loto oynamaya devam etmeniz yönündedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkce.focusoncode.com/neden-biz-yapamiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
